|
KENDİNİZİ SEVİN HASTALIKLARI
YENİN!
Dr. Bernie Siegel'e göre doğru
beslenmek, yeterince uyumak, sigara içmek, emniyet kemeri takmak, egzersiz
yapmak gibi şeyler kendimizi ne kadar sevdiğimizi belirler. Bu seçimlerin her
biri hayata verdiğimiz önemi gösterir. Bu kararlar sağlık durumumuzu belirleyen
etkenlerin yüzde doksanını kontrol ediyor. Sorun, niyetlerimizle davranışlar
göstermemizdedir. Dr. Siegel birkaç
yıl önce kendisine tedavi amacıyla gelen bir hastası için şöyle diyor: "Meme
kanseri tanısı ile bana gelen Sara isimli
bir kadının hastanedeki odasına girdiğimde sigara içiyordu. Bu davranışı ile
açıkça şöyle söylüyordu: "Kanserimden kurtulmak
istiyorum, ama yaşam hakkında çelişkili duygularını var. bu yüzden başka çeşit
bir kansere yakalanma riskini göze
alıyorum.* Yüzüme suçlu suçlu bakarak, "Sanırım
bana sigarayı bırakmamı söyleyeceksiniz" dedi. Ben de "Hayır" dedim.
"Sana kendini sevmeni söyleyeceğim, o zaman
sigarayı bırakacaksın." Bir an
düşündü ve "Ben kendimi zaten çok severim ama kendime tapıyor da değilim* dedi.
Sara sonunda sigarayı bıraktı, söylemiş olduğum
sözler etkisini göstermişti.
Bugünkü hayatımızda insanın
kendini sevmesi kibir olarak algılanır oldu.
Var olmanın gururu ve kendi gereksinimlerimizi karşılamak gibi kararlılık
belirten kavramların anlamlan saptırıldı. Yine
de, açık, olumlu bir kendini beğenme, sağlığın temeli olmaya devam ediyor.
Özsaygı ve özsevgi günah değildir.
Aslında yaşamı bir görev olmaktan çıkarıp coşkuya dönüştüren bunlardır.
Beden
İsyan Edip Kendine Yüz çevirir mi?
İnsanların
günlük hayatlarında en yıkıcı öğelerden birinin stres olduğu
biliniyor ama bu gerçeğin yalnızca bir bölümüdür. Strese verdiğimiz tepki,
stresin kendisinden daha önemlidir. Stres kavramını ve onun beden
üzerindeki etkilerini tümüyle ortaya çıkartan bilimci. Hans Selye'in başından
geçenler bunu gözler önüne serdi.
Selye,
iyileşme oranı son derece düşük bir kanser türü olan bağ dokusu
kanserine yakalandığında altmış beş yaşındaydı. Bu herhalde streslerin en
büyüğü olmalı, ama Selye buna son derece sıradışı bir tepki
gösterdi. "Öleceğimden kesinlikle
emindim, bu yüzden kendi kendime şöyle dedim: Bak, bu senin başına gelebilecek
en kötü şey. bu tamam ama bu konuda izleyebileceğin iki yol var, ya ortalıkta
sırasını bekleyen zavallı bir ölüm mahkumu gibi dolaşıp bir yıl içinde eriyip
gidersin, ya da kalan yaşamına elinden
geldiği kadar çok şey sığdırmaya çalışırsın.' (kincisini seçtim. çünkü
ben mücadeleciydim, kanser de benim hayatımdaki
en büyük kavgayı simgeliyordu.
Önceleri doğal bir deney gibi başladı ve benim haklı olup olmadığımın en üst
düzeyde sınavdan geçmesine dönüştü.
sonra son derece tuhaf bir şey oldu. Bir yıl
geçti, sonra iki yıl, sonra üç yıl bakın ne oldu,
benim şanslı bir 'kural dışı' kişi olduğum meydana çıkti.
Sonraları stresimi azaltmak için özel çabalar harcadım. Şu anda söylediklerimde
çok dikkatli olmalıyım çunku ben bir bilimciyim
ve henüz kanserin stresle ilişkisini kanıtlayan istatistikler yok. Kanserin
kalıtsal ve çevresel nedenlen dışında benim söyleyebileceğim ancak stresle
kanser ilişkisinin oldukça karmaşık olduğudur. Elektrik nasıl, dengelere bağlı
olarak hem ısı kaynağı olur hem de
ısıyı önlerse. stres de hem hastalığı başlatabilir
hem de önleyebilir. Bazı kimseler kanseri bedenin kendi kendini reddetme biçimi
olan bir hastalık olarak tanımlarlar. Bunu biraz daha ileri
götürüp, insanlar kendi temel gereksinimlerine çok büyük ölçüde yüz çevirdikten
zaman kansere yakalanma olasılıkları artar diyebilir miyiz? Başka bir deyişle,
bir kişi kendi gereksinimlerine yüz çevirdiğinde, bedeni
de isyan edip kendine mi yüz çeviriyor? Evet de demiyorum, hayır da. Ben
bilimciyim, filozof değil. Bir bilimci olarak bütün söyleyebildiğim, fiziksel
hastalıkların büyük bir bölümünün ruhsal kökenli
olduğudur."
|