Köşe Yazıları
Arama :
|
|
|
Kabak lastik ve güzel bir öneri
-Güneş Gazetesi
|
Devlet insanlara öyle cezalar vermeli ki vatandaş yüz liraya halledeceği bir iş için bin lira ödeyince aklı başına gelsin. O işi zamanında halletmediği için büyük pişmanlık yaşasın. Para cezaları insanları korkutacak cinsten olmalı ve olay anında ödenmeli. Cebindeki parasına güvenen bile 'Eyvahhh' demeli. Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın şu yoğun karlı kış günlerinde, akıl almaz bir sorumsuzlukla kar lastiği ve zincir takmadan trafiğe çıkan ve binlerce insanı perişan edenler için söyledikleri, işte bunun için çok hoşuma gitti.
UYARILAR BOŞUNA
Bakan Kılıç, yoğun kar yağışına rağmen, yollara aşınmış yaz lastikleriyle çıkan sürücülere, '4 kış lastiği tutarında ceza kesilmesini' önerdi. Bakan Kılıç yoğun kar yağışından sonra binlerce kişinin ve kendisinin de etkilendiğini yollarda kalan araçlar nedeniyle trafiğin düğümlendiğini belirterek şöyle diyor: 'Bakanlıktan 17.40'ta çıktım. Çevre yolunu kullanmama rağmen 19.20'de havaalanına ulaşabildim. Belediye yolların hemen her noktasına (Lütfen yazlık lastiklerle yola çıkmayın. Kışlık lastikler takın) diye afişler asmış. Dinleyen yok.'
“Birkaç saygısız insanın vurdum duymazlığı yüzünden binlerce insan perişan oluyor. Kış şartlarına uygun lastikleri olmayan araçlar, kayıp yolları adeta iğne deliğinden geçilecek hale getiriyorlar. Bu durum, kurallara uyan, araçlarına bakım yaptırıp, kışlık lastik taktıran vatandaşlara da saygısızlık. Benim aklıma, kurallara uymayanlara 4 kış lastiği karşılığı para cezası kesilmesi geliyor. Caydırıcı ve gelecek kışa hatırlatıcı bir ceza olur diye düşünüyorum. Versin cezayı, sonra yine aynı parayı verip kış lastiklerini alsınlar...'
YÜREKTEN DESTEKLİYORUM
Bence çok güzel ve çok yerinde bir öneri. 4 kış lastiğinin bedeli ne? Diyelim ki 1000 lira. Önce ver 1000 lira cezayı sonra gidip bir 1000 lira daha vererek lastiklerini al. Tamam da kışın başında sadece 1000 lira verip kar lastiklerini alıp takamıyor musunuz? Bu kadar sorumsuzluk olur mu? İnsanlara neden çile çektiriyorsunuz, zincirleme kaza yaptırıyorsunuz, hatta Allah korusun can alacak kazalara sebep oluyorsunuz?. Sizin insanlık ve vatandaşlık sorumluluğunuz yok mu? Bakan Kılıç’ın bu mantıklı önerisini yürekten destekliyorum.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
|
Hata yapanlara prim veriyoruz
-Güneş Gazetesi
|
Bakanlıkların, belediyelerin, diğer resmi kurumların teknik adamları, sorumlu mühendisleri, kontrolörleri yok mu Allah aşkına? Bu insanlar nasıl görev yapıyorlar? Bakanlığın, Karayollarının, belediyelerin teknik adamları, mühendisleri mesela yolları yapan müteahhitlerin, firmaların yaptıkları işleri denetlemezler mi? Yolları, kaldırımları yapanlar işlerini bitirince kazmayı küreği bırakıp milletin paralarını alıp giderler mi? Onun için mi kaldırımlar iki günde bozuluyor çukurlar içindeki yollar, su birikintileri içinde kalıyor?
APTALCA BİR YANLIŞ
Bunların kesin kabulünü kimler yapıyor? Nasıl yapıyor? Bu nasıl bir sorumsuzluktur? Bunların hesabı neden sorulmuyor? Devlete ait bir resmi bina inşaat halinde iken ve inşaat boyunca bu görevlilerin ciddi kontrolü altında olması gerekmez mi? Evet sevgili okuyucularım, şimdi geliyorum Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki rezalete... Rezalet diyorum ama bu kelimenin olayı tam olarak anlattığını sanmıyorum. Bir devlet hastanesi yapılıyor. Bir hastanenin olmazsa olmaz bazı bölümleri yanlış yapılıyor. Aptalca yanlış yapılıyor.
Önce olayı kısaca anlatayım, sonra devletimizin bu hatalı işlere maalesef nasıl baktığını konuşalım. Efendim Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1 Ocak’ta yani 2 ay önce 606 yataklı yeni binasına taşındı. TOKİ tarafından yaptırılan hastane binasında acil servis bölümünün kapı ve koridorları o kadar dar yapılmış ki sedyeler giremiyor. Yani acil servise sedye ile hasta sokulamıyor. Hastane yönetimi acil servisi Seyhan ilçesindeki eski binada bırakıyor ve yeni binanın acil servis standartları taşımayan bölümlerinin yıkılmasına karar verip yeniden ihale açıyor. Valilik 'Revize ediyoruz' diyor.
HATAYA PRİM OLMAZ
Peki Sağlık Bakanımız ne diyor. “Türkiye'de hızlı bir tempoyla yeni hastaneler yapıyoruz. Bazı kişiler ajitasyon yaparak bir bardak suda fırtına koparıyorlar. Koskoca bir hastane binası yapılmış, teknik ve mühendislik açısından değiştirilmesi gereken bir durum ortaya çıkabilir” diyor. Hayır Sayın bakan çıkamaz. Böyle bir şey olamaz. Bir hastane projesinde Acil Servis kullanılamayacak şekilde yapılamaz. İnsanlar sizden “Hata yapılmış. Soruşturuyoruz” demenizi beklerken, siz bu sözlerinizle hata yapanlara prim veriyorsunuz. Öyle değil mi?
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
|
Önüne her gelen not okunur mu?
-Güneş Gazetesi
|
Bir siyasi partinin Genel Başkanı önüne konan her kağıt parçasındaki notu millete okur mu, açıklar mı? Hele hele bu parti bir Ana Muhalefet partisi ise. Yani bu parti, iktidar alternatifi ise. Anlatılmaz şaşkınlıklar içinde kaldım sevgili okuyucularım. Bu korkunç yanlışı sanki ben yapmışım gibi yüzümün kızardığını hissettim. Hatta böyle bir yanlışı ben yapsaydım ne yapardım acaba diye düşündüm. Allah insanı böyle yanlışlara düşürmesin. Ama benim asıl merak ettiğim, bu işlerin nasıl yürüdüğüdür. Yani bu işin yolu yordamı bu mu?
MÜTHİŞ BİR ŞOK
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun başına gelen olaydan bahsettiğimi anlamışsınızdır tabii... Kılıçdaroğlu, Ankara'da Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Kurulu'nda konuşurken kürsüye yaklaşan bir kişi önüne bir not bıraktı. Kılıçdaroğlu hemen notu okumaya başladı: 'Arkadaşlarım şimdi elime bir not verdi. Tansu Çiller'e tutuklama kararı çıkmış! 'Salon derin bir sessizliğe gömüldü. Tansu Çiller bu ülkenin saygın Başbakanlarından biriydi. Sevilen ve sayılan Tansu Çiller'in tutuklandığı haberi müthiş bir şok yarattı.
Gazeteciler hemen merkezlerini aradı. Böyle bir bilgi yoktu. Haber yanlıştı. Kılıçdaroğlu 10- 15 dakika sonra konuşmasını bitirdi ve salondan çıkarken 'Bana bu not geldi, ama sonra notun yanlış olduğu söylendi” diye bir açıklama yaptı. Notu yazan kişinin 'MİT'çiler hakkında yakalama kararı çıktı' sözünü 'Çiller tutuklandı' diye anladığı ve notu öyle yazdığı anlaşıldı. Bir ülkede iktidar alternatifi olan Ana Muhalefet Partisi liderine böyle bir yanlış yaptırılabilmesini aklınız alıyor mu? Benim almıyor. Şimdi tek tek birkaç soru soracağım.
BÜYÜK SORUMSUZLUK
Bir siyasi partinin Genel Başkanı bir toplulukta konuşma yaparken önüne konulan her notu böyle bir sorumsuzlukla paylaşabilir mi? Bu tür notları önüne herkes koyabilir mi? Bu notu koyanı tanıması gerekmez mi? Bu notu, kendisine sunulmadan önce yardımcılarından birinin okuması ve hatta götürüp Genel Başkan'ına kendisinin sunması gerekmez mi? Bu bir savaş, bir ölüm, toplumda çok daha büyük heyecan yaratacak bir olayın notu olsaydı, Kılıçdaroğlu bunu açıkladıktan sonra ne yapardı? CHP yöneticileri, bu sorumsuzluğun farkında mı acaba?
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Bu kaostan kurtulalım
-Güneş Gazetesi
|
Bıktık artık. Her gün gündeme bomba gibi düşen iddialar, her gün karşılıklı en ağır suçlamalar, her gün tehditler, her gün hakaretler. Birbirlerinin seslerini çok güzel duyuyorlar ama milletin sesini duyan yok. En çok sinirlendiğim şey de şu: İnsanlar hakkındaki iddiaları gerçekmiş diye kabul ederek onlar üzerinde gerçekliği varsayılarak yapılan yorumlara, açık oturumlara gerçekten sinir oluyorum. İddia doğru mu değil mi? Bekleyin biraz be kardeşim. Bekleme sabrını gösteremiyoruz ve elimizde simsiyah bir fırça ile muhatabı siyaha boyuyoruz.
ÇELİŞEN KANUNLAR
Sıkıntıların kaynağında da çoğunlukla bir kanun çıkarırken bile yapılan yanlışlar yatıyor. Bir kanun, bir başka kanunla çelişiyor. Mesela en son MİT Müsteşarı’nın Savcılığa ifade vermeye çağrılmasının temelinde de iki kanunun birbiriyle çelişmesi yatıyor. Bir kanun, ‘Özel yetkili savcıya her kim olursa olsun ifadeye çağırabilme’ yetkisi veriyor, diğeri belli kişilerin ifadeye çağrılabilmesini belli şartlara bağlıyor. TBMM’deki komisyonlar, bu çelişkili kanunlar Genel Kurul’da kabul edilirken ne yapıyorlar çok merak ediyorum.
Bir kaos içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Sonumuz hayır olsun inşallah. Biliyorsunuz en çok sinirlendiğim laflardan biri de ‘Konuşursam Türkiye sarsılır’, ‘Beni konuşturmayın’ gibi laflar. Geçenlerde bir eski siyasetçi de ekranda böyle bir laf etti. Çok önemli görevler yapmış insanların böyle konuşması hiç ama hiç hoş değil. Türkiye’yi sarsacak kadar önemli bilgileriniz varsa, Türkiye’yi sarsacak kadar önemli olayları yaşamışsanız, bunu gizleyemezsiniz. Türk Milletinin bu olayların her kelimesini bilmeye hakkı vardır. Öyle değil mi?
BU KAOSTAN KURTULALIM
Sıkıntımız nereden geliyor biliyor musunuz? Yakın tarihimizin çok önemli kilometre taşlarında yaşadığımız, demokrasimizi kesintiye uğratan, insan hakları ihlalleriyle dolu acı olaylar hala karanlıkta. Demokrasimizin adı şeffaf ama, şu anda bile yaşadığımız olayların gerçeklerini öğrenemiyoruz. Kimse çıkıp da, şu olay şöyle oldu, şu emri şu verdi, şu kararı şu aldı demiyor, diyemiyor. Sıkıntılarımızın büyük bölümünün nedenleri bundan kaynaklanıyor. Uygulaması sıkıntı veren bir kanunu anında değiştiremiyoruz. Demokrasimizi hızlı çalıştıramıyoruz. Ama şu bilinmelidir ki millet, bu kaostan kurtulmayı bekliyor.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
|
Modern konutlar herkesin hakkıdır
-Güneş Gazetesi
|
Son günlerde beni en çok sevindiren haberlerden biri şu oldu. 'Hükümet, Toplu Konut İdaresi'ni (TOKİ) canlandırıyor.' Diyeceksiniz ki TOKİ cansız mı? Hayır. TOKİ hakkındaki düşüncelerimi çok yazdım. Zamanın TOKİ Başkanı, şimdiki Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, takdirle izlediğim bürokratlardan biridir. TOKİ, Bayraktar döneminde birbirinden müthiş ataklarıyla inşaat sektörünün öncülüğünü yapmış, yurdun bir çok bölgesine imzasını atmıştır. Nereye giderseniz gidin bütün toplu konutlarda mutlaka TOKİ damgasını görürsünüz.
BOŞ DURAN YERLER
Şimdi, Hükümet tarafından hazırlanıp Meclis Başkanlığı'na gönderilen kanun tasarısı, TOKİ'yi, gerçekten, beklenenden fazlasıyla canlandıracak. Tasarının adı şu: 'Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı.' Bu tasarı, yasak askeri bölgeler ile güvenlik bölgelerinin TOKİ ile belediyelere devrinin önünü açıyor. Askeri yasak bölgeler, güvenlik bölgeleri ile askerin kullanılmayan atıl durumdaki gayrimenkullerinin tespit edilecek belli şartlar altında, TOKİ ve belediyelere devrine olanak sağlıyor. Tasarı sadece 'Afet riski' ile de sınırlı tutulmuyor. Yeni yerleşim bölgesi olarak kullanılmaya uygun alanlar da 'Rezerv alan' kavramıyla tasarıda yer alıyor. Bu rezerv alanlar da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na tahsis edilebilecek. Bakanlık 'Askeri Yasak Bölgeler Güvenlik Bölgeleri Kanunu' kapsamındaki yerlerle ilgili talepte de bulunabilecek. Milli Savunma ve Maliye bakanlıklarının 'olur'u halinde ise Genelkurmay'dan kuvvet komutanlıklarına varana kadar şehir içinde bulunan askeri alanlar, Çevre Bakanlığı'na tahsis edilebilecek.
BUNUN İÇİN SEVİNDİM
Son zamanlarda bir çok şehrimizde TOKİ'nin arazi bulmakta zorlandığı konuşuluyordu. İşte bu habere sevinmemin nedeni bu. Ben tüm yurdumuzda modern ve çağdaş konutlar görmek istiyorum. İstiyorum ki ülkemiz insanları doğudan batıya, kuzeyden güneye aynı standarda kavuşsun. Elbette ki bölgesel özelliklere göre, modern ve çağdaş koşullarda yaşasın. Görüyoruz, hala derme çatma yerlerde, mağara gibi yerlerde yaşayan değil, yaşamaya çalışan insanlarımızın sayısı hiç de az değil. TOKİ’nin eli güçlendikçe insanlarımızın mutluluğunun artacağına inanıyorum.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
‘O gece döktüğü kan O’nu boğacak
-Güneş Gazetesi
|
Özür diliyorum sevgili okuyucularım, hepinizden çok çok özür diliyorum. Suriye ile ilgili son yazımda Beşar Esat için "Halkına özgürlük yerine ıstırap veren bir lider koltuğunda daha ne kadar oturabilir? Ben öyle görüyorum ki, bu kışın sonunda Suriyeliler yaz güneşi ile birlikte özgürlük güneşine de kavuşacaklar" demiştim. İşte bunun için özür diliyorum. Çünkü eli kanlı Esat, bu kışın sonuna kesinlikle ulaşamayacak. Günleri sayılı. Hep birlikte göreceğiz. Ya kendine saklanacak bir delik bulacak, ya da sonu Kaddafiíden bin beter olacak.
CAMİLERİ BOMBALADI
Karanlıklar içinde hızla yol alan Esat'ın Mevlit Kandili gecesi yaptığı katliamın korkunçluğu yeni yeni ortaya çıkıyor. Kutsal gece için insanların doldurduğu iki camiyi bombalayarak taş üstünde taş bırakmayan Esat'a, İslam aleminden beddualar yağıyor. Humus kentinde hava ve karadan yapılan saldırılarla yıkılan iki cami ve yüzlerce evin enkazından hala cesetler çıkarılıyor. Aralarında çok sayıda kadın ve çocukların da bulunduğu ölü sayısı 400'ü aşacak. 1500'den fazla yaralı var. Hastaneler tıklım tıklım. Yatak yok, doktor yok, ilaç yok.
BU DA İNSAN KASABI
Kendi insanlarını "isyancılar" diyerek bombalayan, kadın çocuk demeden katleden Esat'ın cinayetlerini, Dünya hala seyrediyor. Mübarek bir gecede Allah'ın evlerine koşup Rabbine dualar eden insanlar mı isyancı? Evlerinde uyurken başlarına bombalar yağan kadınlar, analarının koynunda mışıl mışıl uyurken can veren çocuklar mı isyancı? Esat bu katliamlarının hesabını mutlaka verecek. Kaddafi'den bin beter olacak. Suriyeliler, bu korkunç adamın elini kolunu sallayarak ülkeden kaçmasına izin vermeyecekler. Yakındır. Bu insan kasabının da sonu yakındır.
ZİNDANDA ÇÜRÜYECEK
Humus'u kan gölüne çeviren bu katil, Rusların dümen suyunda gidiyor. Sanıyor ki Rus ağabeyleri onu kurtaracak. Rus silahı almak için kesenin ağzını açan Esat, iktidarı uğruna halkını feda ediyor. Nereye kadar? Bütün diktatörlerin, kan içmeye doymayan bütün vampirlerin gittikleri yere kadar. Evet sevgili okuyucularım, Suriyeliler bu adamdan kurtulmak için kışın sonunu beklemeyecekler. Göreceğiz. Onların özgürlük güneşinin doğumu çok yakın. Özgürlük güneşi ile birlikte, yargı önüne çıkacak Esatíın yüzüne tükürecekleri günler de çok yakın...
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Bu rektör alkışlanır
-Güneş Gazetesi
|
Demokrasilerde, toplumun bütün katmanları için ilk şart hoşgörü ve tahammüldür. Demokrasi hepimizindir. Benim için, sizin için, dağdaki çoban, taksideki şoför, otobüsteki biletçi, güvenliğimizi sağlayan polis, üniversitedeki öğrenci, evdeki hanım, alış veriş merkezindeki kasiyer, bankadaki memur, kışladaki asker. Hepimiz birbirimize karşı hoşgörülü ve tahammüllü olacağız. Bu laflar nereden mi çıktı. Anlatacağım. Bir rektörün isyanından çıktı. Rektör Murat Tuncer: 'Kendi öğrencilerime gaz kullanacak halim yok ya' diye feryat etti.
BİBER GAZI İPTAL
Hacettepe Üniversitesi'nin yeni rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer'in ilk iş olarak aldığı önlemlere şöyle bir bakalım: Güvenlik gerekçesiyle biber gazı, gaz maskesi ve kalkan alınması için yapılan ihaleyi iptal etti. Uludere katliamını protesto eden öğrencilerin adını isteyen emniyete liste vermedi. Bundan sonra da vermeyeceğini söyledi. Artık okul içinde eylem ve etkinlikler nedeniyle soruşturma açılmayacak. Afiş asmak, bildiri dağıtmak serbest. Üniversite konseyinde öğrencilere bundan böyle söz ve karar hakkı verilecek.Hemen her gün ekranlarımıza gelen toplumsal çatışmalar, sizi bilmiyorum ama beni bıktırdı. Hoşgörü ve tahammül yoksunuyuz. Diyelim öğrenciler, ya da memurlar, ya da işçiler gösteri yapıyor. Yasal haklarınız neyse onu kullanın kardeşim. Neresi için izin aldıysanız orayı kullanın. Süreniz neyse o kadar kullanın. Hayır illaki yasayı dinlemeyecekler. Çatışmayı zorlayacaklar. Polisimiz de o kadar hazır ki copunu indirecek, gaz sıkacak insanları daha da çatışmaya itecek. İşte söylediğim hoşgörü ve tahammülsüzlük iki taraf için de bu.
HAİNLER HARİÇ
Tabii ortalığı yakıp yıkan, maskeli terör örgütü mensubu hainlerin gösterilerinden bahsetmiyorum, toplumsal sorunları için gösteri yapan masum kitlelerden bahsediyorum. İşte bunun için Hacettepe Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer'inöğrencilere karşı gösterdiği hoşgörüyü çok takdir ettim. Bir rektör, güvenlik için niye gaz bombası alsın ki? Öğrencilerine gaz bombası mı kullanacak? Üniversite güvenlik görevlileri, bu gazları öğrencilere mi kullanacak? Göstericiler anayasal haklarını yasal sınırları zorlamadan kullanır, güvenlikçiler de hoşgörülü olurlarsa bu çatışmalardan kurtuluruz inşallah!
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Esad için bu iş bitmiştir
-Güneş Gazetesi
|
Esad direniyor. Olası dış müdahalelere karşı Rusya ile yaptığı anlaşmalara güvenen Esad, başkent Şam’da giderek daralan bir çatışma çemberi içinde güçlükle nefes alıyor. Muhalefetin silahlı mücadeleye başlamasından hemen önce, halkına verdiği demokrasi, özgürlük, serbest seçim sözlerinin hiç birini tutmayan, 3-5 tutukluyu serbest bırakarak sözde özgürlük adımları attığını göstermeye çalışan Esad, yalancılığının kurbanı oluyor. Bu kaosun nereye kadar sürebileceğini aslında biliyor. Ve şimdi Esad için, Kaddafi benzetmesi yapılıyor.
KENTLER HARABE
Halkından koptuğunu anlayamayan bir lider, asla ve asla lider değildir. Esad, muhalefeti istediği kadar dış güçlerin maşası olarak nitelesin, ülkesindeki huzursuzluğun dış kaynaklı olduğunu istediği kadar öne sürsün, değil mi ki artık silah seslerini sarayından bile duyuyor, bu iş bitmiştir. Her gün 45- 50 kişinin can verdiği çatışmalar, işte bunun için Esad'ı Kaddafi'nin sonuna yaklaştırıyor. Başkent Şam’ın çevresindeki bütün kentler harabeye dönmüş, sokaklar kum torbalarından geçilmiyor. Dünya’nın bunları görmediğini mi sanıyor? Geçenlerde işi gereği birkaç günlüğüne Suriye'ye gidip dönen bir dostum yaşadıklarını dehşet içinde anlatıyor: 'Gittiğime pişman oldum. İki gün kaldığım Şam’da silah sesi duymadığım bir saniye bile olmadı. Güvenlik önlemleri başkentte yaşamayı imkansız hale getirmiş. Dış mahallelerde tanklar dolaşıyor. Başkentin çevresindeki yollarda 300 metrede bir askeri kontrol noktaları, sokaklarda kum torbaları var. Petrol hatlarına yapılan sabotajlar nedeniyle milyonlarca Suriyeli elektriksiz. Gıda ve ilaç stokları tükenmiş. Hastalar tedavi edilemiyor.'
KARANLIKLAR İÇİNDE
İşte bunlar bile, Esad'ın sonunun yaklaştığını göstermiyor mu sevgili okuyucularım. Halkına özgürlük yerine ıstırap veren bir lider koltuğunda daha ne kadar oturabilir? Ben öyle görüyorum ki, bu kışın sonunda Suriyeliler yaz güneşi ile birlikte özgürlük güneşine de kavuşacaklar. Geçenlerde İngiltere'ye kaçmak üzere iken muhaliflerin ateşi ile saraya dönmek zorunda kalan Esad'ın İngiliz uyruklu eşi Esma Esad ile iki çocuğu, yakında Londra yolcusu olurlar da Esad ne olur onu göremiyorum. Çünkü karanlıklar içinde hızla yol alıyor.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Bu iğrençliği bitirin artık
-Güneş Gazetesi
|
Sporun da içine ettiler. Tehditler, şantajlar, küfürler, birbirlerini aşağılayan akıl almaz suçlamalar gırla gidiyor. Anlı şanlı kulüplerimizin yöneticileri, kendilerine hiç yakışmayan üsluplar içinde birbirlerini yaralayıp duruyorlar. Sanki üç-beş gün sonra birbirlerinin yüzüne bakmayacaklar. Spor, centilmenliğin ilk şart olarak en önde durduğu bir aktivitedir. Sporumuzun yöneticileri, gençlerimize böyle mi örnek olacaklar? Utanıyorum ve üzülüyorum. Yemin ediyorum ki bu zavallı insanları, ben evimin kapıcısı bile yapmam.
ŞARJÖRÜ BOŞALTIRMIŞ
Evet gençlerimize, evlatlarımıza böyle mi örnek olacak bu insanlar? Hiç mi utanmaları, sıkılmaları yok? Neyin kavgasını yapıyorlar? Alıp veremedikleri ne? Bunları bir açıklasalar da öğrensek. Çok izlenen TV kanallarından birindeki spor programını izliyorum. İsimleri hemen herkes tarafından iyi bilinen sözde iki spor adamı konuşuyor. Birinin iddiası korkunç: 'Bir kulüp başkanı, diğer kulüp başkanını tehdit ederek (Sana bir şarjör boşaltırım) dedi. Bu tehdit açık şekilde yapıldı ve tehdit edilen de bunu aynen doğruladı.'
Allah Allah! Süper Lig'deki bir kulüp başkanı, aynı ligdeki bir başka kulüp başkanına 'Sana bir şarjör boşaltırım' diyor. Ve bu olay nerede yaşanıyor biliyor musunuz? Türkiye Futbol Federasyonu'nun Olağanüstü Genel Kurulu'nda yaşanıyor. Bu rezilliği aklınız alıyor mu sevgili okuyucularım. Ekranlardaki spor programlarına bakın. Bağırıp çağırmalar, hakaretler gırla gidiyor. Utanmıyorlar. Koca koca adamlar, toplumun yakından tanıdığı isimler. Hiç utanmıyorlar. Böyle yaparak toplumun sevgi ve saygısını kaybettiklerinin farkında değiller.
GENÇLERİMİZİ KORUYALIM
Futbol dünyamızdaki bu rezilliklerin giderek, sporumuzun diğer dallarına da sıçramasından korkuyorum. Gerçekten çok endişe ediyorum. Gençlerimizi, çocuklarımızı bu iğrenç ve çirkin atmosferden bir an önce kurtarmalıyız. Şike midir nedir, bu iddiaları bir an önce karara bağlamalı, hukuk devleti düzeni içinde gerekenlere cezalarını verip, sporumuzu bu kaostan ve bu rezillikten en kısa zamanda kurtarmalıyız. Kimse bu işlerin sorumluları, bir saniye bile kaybetmeden, bu rezilliklere son vermelidir. Çünkü bu günahın hesabını veremeyeceksiniz!…
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Bizim de güçlü bir lobimiz olamaz mı?
-Güneş Gazetesi
|
Açık söylemek gerekirse, Paris sınavında başarılı olamadık. Olamadık, çünkü Fransa çapında etkin bir lobi gücümüz yok. Aslında sadece Fransa’da değil hiçbir ülkede bizim arkamızdan gelecek, davalarımıza öncülük edecek, sorunlarımıza sahip çıkarak destek olacak lobimiz yok. Hiçbir ülkede yok. Onun için başımızı sürekli olarak ağrıtan çok önemli sorunlarımızı bile Dünya’ya anlatmakta zorlanıyoruz. Anlatamıyoruz. Haklı olduğumuzu bağırıyoruz ama sesimizi sadece biz duyuyoruz. Bize haklısın diyecek olanlara, sesimizi bir türlü duyuramıyoruz.
İKİ GÜÇLÜ LOBİ
Bizim Büyükelçilerimiz, diğer dış temsilcilerimiz, uzanmaları gereken her noktaya neden ulaşamıyorlar? Neden güçlü bir lobi oluşturamıyoruz. Uluslararası sorunlarda kararları sadece siyaset kurumları vermiyor. O ülkenin dinamikleri, iş dünyası, ithalatçısı, ihracatçısı, sanat dünyası, yazar çizerler başta olmak üzere tüm medya yönetici ve yorumcuları, o kararları büyük bir güçle etkiliyorlar. Musevilerin ve Ermenilerin gücü nereden geliyor sanıyorsunuz. Hangi taşı kaldırsanız altından bir Musevi ya da Ermeni, hatta çoğunda ikisi birden çıkıyor.
Evet merak ettiğim şey şu: Yahudi ve Ermeni lobilerinin güçlerini biliyoruz. Rum ve Yunan lobileri de onlardan aşağı değil. Bunların güçlerinin nereden geldiklerini de biliyoruz. Siyasetçileri nasıl ve ne şekilde etkiledikleri de ortada. Bizim de temsilciliklerimizde büyük bir hızla bu lobileri oluşturacak ve etkinleştirecek organizasyonlar yapmamız şart. Her ülkenin dinamikleri ile olumlu ilişkilerin sürekliliğini sağlamamız şart. Siyasi oyunlar, ne kadar kızarsak kızalım başarılı şekilde oynanırsa işte Paris sonucu ortaya çıkıyor.
ZAMAN GEÇMİŞ DEĞİL
Paris sınavında neden başarılı olamadığımızı bu açılardan çok iyi tahlil etmeliyiz. Büyükelçiliklerimiz, o ülkedeki Türk vatandaşlarının, o ülke halkıyla daha sıkı bir sosyal paylaşım içinde olmasını sağlamalıdır. O ülkenin iş dünyası, sanat dünyası, medya çalışanları ve yöneticileri ile sıkı bir dostluk ilişkisini mutlaka kurmalıdır. Fransa Meclislerindeki Türk kökenli vekiller en az bir Valery kadar olamıyor mu? Bu ilişkileri kimler kuracak, kimler yürütecek. Elbette ki bizim diplomatlarımız. Zaman geç değil, ama kolları sıvamak gerek…
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Obama, dansöz gibi kıvırttı
-Güneş Gazetesi
|
İşte bu kadar. Başkan Obama'nın 'Türkiye büyük ülke. İslam ülkelerine bir demokrasi modeli' gibi övücü lafları, çıkarı söz konusu olduğunda balon gibi uçup gidiyor. Ne söyleyeceğini şaşırıyor. Saçmalıyor ve dansöz gibi kıvırtıyor. Fransa'yı mı kıracak? Türkiye haklı mı diyecek? İkisini de yapamıyor. Adam, bütün demokrasilerin olmazsa olmazı olan ifade özgürlüğünü dinamitliyor. ABD, akıl almaz şekilde kıvırtıyor. Özgürlükler, insan hakları, demokratik ve sosyal haklar, insanların yaşam güvenceleri hepsi ama hepsi, hikaye. Gerçek şu: Güven, sıfır.
İKİLİ MESELEYMİŞ!
Ne yazık ki böyle bir Dünya'da yaşıyoruz sevgili okuyucularım. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland'ın, Fransa'nın Ermeni iddialarının reddini suç sayan yasa teklifini kabul etmesiyle ilgili soruya verdiği cevaba bakın: 'Bu konudaki görüşlerimiz çok iyi biliniyor ve değişmedi. Bu görüşlerimizi ve bu konuyu nasıl ele almayı seçtiğimizi Fransa hükümetiyle paylaştık. Bu, Türkiye ile Fransa arasındaki bir mesele ve aralarında iyi ilişkiler olduğunu görmek isteriz. İki ülke de ABD'nin müttefikleri. İki tarafa da mesajımız bu.'
KİME GÜVENECEĞİZ?
Obama'nın Sarkozy ile paylaştığı görüşler neymiş gerçekten çok merak ediyorum. Ve inanın ABD'li sözcünün şu sözü karşısında tüylerim diken diken oldu: 'Bu, Türkiye ile Fransa arasındaki bir mesele.' Yani, ifade özgürlüğünün kısıtlanmasını, Fransa ile Türkiye arasındaki bir mesele olarak kabul ediyor. Helal olsun sana ABD, helal olsun! Evet işte sırtımızı dayadığımız dostlarımız, müttefiklerimiz... Bunlara mı güveneceğiz? Yoksa tarihi kardeşlik bağları ile bağlı olduğumuz, kardeş ülke bildiğimiz Irak’a mı? Baksanıza Başbakan Maliki’nin yaptığına.
SAÇMASAPAN BİR CEVAP
Başbakan Erdoğan, mezhep kavgaları başladığının işaretleri üzerine Irak yöneticilerini özellikle İsrail tahrikleri konusunda uyarınca, Irak Başbakanı Maliki'den beklenmeyen saçma ve ağır bir cevap geldi. Maliki'nin şu sözlerine bakın: 'Iraklılar vatanlarını severler. Başka hiçbir ülkeye bağlı değillerdir. Türkiye Başbakanı'nın Irak'la ilgili yaptığı açıklamalar, Irak'ın içişlerine karışmaktır. Tüm Iraklılar için provokatif bir durumdur. Bu, yetkililerin, özellikle liderlerin ilişkilerinde alışılagelen bir durum değildir.'
MALİKİ ANLAYAMIYOR
Başbakan Maliki, Irak'ta Sünniler ve Şiiler kardeştir derken başta Bağdat olmak üzere bir çok yerde Şii militanların bombaları patlıyordu. Sünni Başbakan Yardımcısı Kuzey Irak Kürt Yönetimine sığınarak canını zor kurtarmıştı. Başbakan Erdoğan'ın söyledikleri bunlar ve benzeri gelişmelerdi ama uyarıyı yapar yapmaz Bağdat’tan yumruk gibi bir cevap geldi. Şu andaki Bağdat yönetimi ülkeyi bir mezhepler savaşına sürüklerse bundan bütün bölge zarar görür. Barıştan başka bir şey istemeyen Türkiye'nin bu kaygısını Maliki anlayamıyor.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Fransa vekaletle yönetiliyor
-Güneş Gazetesi
|
Evet sevgili okuyucularım, Fransa Cumhuriyeti’nin başında şu anda bir vekil başkan var. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Ermenilere vekaleten başkanlığı yürütüyor. Pişmiş kelle gibi sırıtarak medyaya mutluluk pozları veren Sarkozy, senatoda da akıl almayacak oyunlar oynadı. Senatodaki şu oylama sonucuna bakın Allah aşkına. Sandalye sayısı: 590. Oylamaya katılan senatör sayısı: 60. Kabul: 127, ret: 66. Kullanılan oy sayısı 193. Katılan senatör sayısı 60. Nasıl oluyor? Ermeni yanlıları ve tabii ki Sarkozy, bazı senatörleri tehditle, şantajla, baskıyla vekalet vererek oy kullanmaya zorlayınca öyle oluyor.
HEYKELİNİ DİKSİNLER
66 ret oyunun içinde vekaleten oy kullanan yok. Ama 127 kabul oyunun yarıdan fazlası vekalet. Ermeni kökenli senatörler ya da diasporanın maşası olanlar, bir başka senatörün vekaletini ceplerine koyup senatoya koşmuşlar. Bunların arasında sahte ya da geçersiz olanların bulunduğuna da kalıbımı basarım. Her ne hal ise... Şurası bir gerçek ki yalan, dolan ve sahtekarlık Fransa'da bir kez daha büyük kabul gördü. Sarkozy’i Fransızlar da herhalde unutmayacaklar ve bir gün 'Fransa'nın itibarını beş paralık eden Başkan' olarak heykelini dikeceklerdir. Bu yasaya karşı olduğunu defalarca açıklayan ancak Sarkozy'nin baskısı ile sessiz kalan Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe, Ankara'dan gelen sert tepkiler üzerine bir açıklama yapmak zorunda kalıyor. Bakın ne diyor: 'Türk dostlarımı soğukkanlı olmaya davet ediyorum ve bu büyük ülkeye, ekonomik ve siyasi bu büyük güce elimi uzatıyorum. İtidal çağrısı yapıyorum. Türkiye'de bir çok Fransız şirketi var. Önemli ticari ekonomik ilişkilerimiz var. Bizim Türkiye'ye, Türkiye'nin bize ihtiyacı var. Ben gerçekçiliğin duygulara üstün geleceğine inanıyorum.'
ALAY ETME ZAMANI
Artık lafların tükendiği yerdeyiz. Şimdi akıllı, mantıklı ve tutarlı eylemler zamanıdır. Fransa'yı uluslar arası arenada çok güç ve bir o kadar da komik durumlarda bırakan eylemler yapmalıyız. Büyükelçiyi çekelim, ihaleleri sınırlandıralım, ticari ve ekonomik önlemler alalım tamam da, Sarkozy'i ve Fransa'yı gülünç duruma sokacak bir şeyler yapalım. Bunları düşünmesi gerekenler hemen harekete geçmelidirler. Şimdi zaman özellikle Sarkozy ile alay etme zamanıdır. 22 Nisan'da seçimi kaybetmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Şimdi pişmiş kelle olarak görünen suratını o zaman da görmek istiyorum.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Şimdi önemli olan atacağımız adımlar
-Güneş Gazetesi
|
Fransa Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti’nin dostluğunu, üç buçuk Ermeni’nin yalanlarına kurban etti sevgili okuyucularım. Bir avuç parlamenter, Fransız Anayasası'na, Avrupa Birliği kriterlerine, Birleşmiş Milletler ilkelerine tamamen aykırı olan bu akıl ve mantık dışı yasaya, akıllarını yiyerek evet dedi. Demokrasiyi katletti. Bundan sonra önemli olan, ne yapacağımız? Artık şurada burada gösteriler yapmak zamanı geçti. Bunlar çare değil. Sarkozy'nin bu çirkin ve onursuz oyunu karşısında kararlı ve onurlu bir duruş sergilemeliyiz.
SES GETİREN ÖNLEMLER
Demokrasinin olmazsa olmazlarından düşünce özürlüğünü yok sayan böyle bir karara karşı bütün gücümüzle dik durmalıyız. Tabii şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Millet Meclisi'ndeki oylamadan sonra Büyükelçilimizi niye çektik, hemen ardından niye tekrar gönderdik? Bunu kesinlikle anlamış değilim. Madem gönderecektik niye çektik? Kararlı ve onurlu davranış bu mu? Üç buçuk Ermeni kadar başarılı olamıyor muyuz? Bundan sonra alınacak her tedbir, mutlaka ve mutlaka dünya çapında ses getirici olmalıdır. Sarkozy'i ve Fransa’yı biraz acıtmalıdır.
ONLARIN UMURUNDA MI?
Fransız parlamentoları, Ermeni diasporasının kuklası gibi hareket ederek iki büyük ülkenin ilişkilerinde onarılmaz yaralar açtı. İlk yapacağımız iş bu yasanın Fransa Anayasa Mahkemesi’nde veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde iptali için gereken yollara başvurmak olmalı. Dışişlerimiz, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak başvuru için gerekli olan parlamenter sayısını bulamıyor mu? Bundan sonra Fransa'ya gitmeyeceğim demek Fransızların çok mu umurunda? Etkili mücadeleyi mantıklı yaptırımların yanı sıra, Fransa'da açmamız gerekmiyor mu?
ERMENİ MAŞALARI
Ne oldu şimdi? Sarkozy, 3 ay sonra 22 Nisan'da yapılacak Başkanlık seçimini garantiye mi aldı? Sarkozy'nin partisi Haziran seçimleri için rahatladı mı? Hiçbiri olmadı ve hiçbiri olmayacak. Sadece ve yalnız bir tek şey oldu. Sarkozy, anlı şanlı Fransa'nın itibarını beş paralık etti. Ermeni maşası Fransızlar Türkiye ile tüm köprüleri attı. Türkiye bu yasayı hukuki yollardan iptal ettirirse, günlerdir senatörlere telefon edip 'Ya evet oyu verin, ya da oturuma gelmeyin' diye tehditler savuran Ermeni kuklası Sarkozy, feleğini şaşıracak. Sarkozy, Türkiye düşmanı bu çırpınışı ile Ermenilerin oyunu mu alacak. Evet ama Türk seçmenlerin de oyunu kaybedecek.
HİÇ MAZERETİ YOK
Bildiğim tek şey var. İnsanlık onuruna aykırı olan bu yasanın en kısa zamanda iptal edilmesini sağlayacak girişimlere bir saniye bile geçirmeden başlamak, bence birinci vazifemiz. Kollarımızı sıvamalıyız. Demokrasi, insan hakları denilince mangalda kül bırakmayan Fransa'nın, böyle bir yasayı çıkarttıkları için utanç içinde olan parlamenterlerini hemen harekete geçirmeliyiz. Sorunlarımız bitmiyor. Bugün Ermeni, yarın Rum, bir başka gün Yunan. Dostluk kapılarını açmak varken, kin kapılarını zorluyorlar. Dışarıda tüm Türkler elele tutuşuyor. İçerde bizim de elele tutuşamamamızın artık hiç mazereti yok sevgili okuyucularım…
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Kimden, neyi saklıyorsunuz?
-Güneş Gazetesi
|
Bunlar kimbilir ne düşünüyorlarsa kendilerini sürekli devlete karşı bir pozisyon alma durumunda hissediyorlar. Geçenlerde Leyla Zana'nın evi arandı diye kıyameti kopardılar. Ardından Emniyet Müdürlüğü bir açıklama yaparak o evin Leyla Zana'ya ait olmadığını başka isimde birinin orada ikamet ettiğini açıkladı. BDP'liler ise evde Leyla Zana'nın oturduğunda ısrar ettiler. Sonradan anlaşıldı ki evde Leyla Zana oturuyordu ama o ev başkası tarafından kiralanmıştı. Yani kiralayan başkası oturan Leyla Zana. İnsan, acaba neden diye düşünmüyor mu?
NEDİR BU VEHİM?
Ben de tam o nedeni düşünüyordum ki, bir gazetede küçücük bir haber okuyunca nedenini anladım. Bunlar, yani BDP'liler, ev adreslerini saklıyorlarmış! Kimden saklıyorlar? Devletten mi? Evet devletten. Peki neden saklıyorlar? İşte onu anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Bir milletvekili devletten oturduğu evin adresini neden saklar? Nedir bu vehim? Nedir bu korku? Her saniye söyledikleri her kelime ile devlete ve millete öylesine hakaret ediyorlar ki, o sözleri söyledikten sonra ödleri kopuyor. Pişman oluyorlar ama iş işten geçmiş oluyor.
ADRESLER YOK
Gazetede okuduğum haber şöyleydi: TBMM'deki BDP'li vekillerin kayıtlı hiçbir adresi yok. Tebligatlar bekliyor. TBMM yönetimi çoğunluğu mahkemelerden gelen tebligatları BDP'li vekillere ulaştırmak konusunda sorun yaşıyor. TBMM Postanesi'nde, adresi belli olmadığı için BDP'lilere ulaştırılamayan 25 tebligat bekliyor. TBMM yönetimi, tebligatları milletvekillerinin ev adreslerine yönlendirmeyi düşündü. Fakat kayıtlarda BDP'li vekillerin ev adreslerinin bulunmadığı tespit edildi. Tebligat almayan milletvekillerinin adrese dayalı kayıt sisteminden adreslerine bakıldı, hiçbir yerde ev adresleri bulunamadı.
ARA Kİ BULASIN...
Bir mahkeme bir tebligat çıkarıyor, milletvekili TBMM'de bulunamıyor. İdare amirleri o tebligatı almıyor. Tebligat tekrar postaneye gönderiliyor. Ev adresleri aranıyor. Hiç birinin ev adresi bulunamıyor. Daha doğrusu ev adres kayıtları TBMM'de bile yok. Kim bunlar? Her Türk vatandaşının oturduğu yer, ev adresi açık açık bellidir. Her Türk vatandaşı bu adresi gerekli mercilere bildirmekle yükümlüdür. Cezası vardır. Bunlar kendilerini Türk vatandaşı saymıyorlar ama, adreslerini saklayarak TBMM'de keyif çatıyorlar.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Kim daha mı cesur kim daha mı ahlaksız?
-Güneş Gazetesi
|
Kendilerini sanatçı imiş gibi tanıtmaya çalışan bazı kendini bilmezler yüz kızartan ahlaksız davranışları ile gündemde tutunmaya çalışıyorlar sevgili okuyucularım. Anlı şanlı gazetelerimiz de bunlara maalesef çanak tutuyorlar. Yaptıkları bütün pislikleri bir yarışma imiş gibi ve eleştiriyor gibi gözükerek resimli olarak kullanıyorlar. Sadece adı büyük olarak anılan bir gazetemizin kadınlar için hazırlandığı belirtilen ilavesinin birinci sayfasındaki rezalete bakın Allah aşkına! Böyle şeyleri benim aklım asla almıyor...
BİRBİRİNDEN İĞRENÇ
Efendim H.C. adındaki bir sözde ses sanatçısı ile C.E adlı kız kardeşler Twitter'da çıplaklık yarışına girmişler. Biri açılıyor, diğeri daha çok açılıyor. Bu gazete de bu çirkin yarışı 'Coştular” başlığı ile veriyor ve soruyor: 'Kim daha cesur?..” H.C. küvette çırılçıplak banyo köpükleri içinde elleriyle mahrem yerlerini sözde kapatmaya çalışıyor. Diğer kardeşlerden biri ise belden yukarısı çıplak 'Seksi Noel anne' diye tanıtılıyor. Birbirinden iğrenç, birbirinden zavallı, pis görüntüler. Gazetenin birinci sayfasında topluma sunuluyor.
CESARET BU MU?
Neresini lanetleyeyim bilmiyorum ki?.. Ahlaksızlığın adı, cesaret olmuş... Banyo küvetindeki köpükler içinde çıplak şekilde gülerek poz veren kadın için cesur deniyor! Noel anne kılığındaki yarı çıplak kızın poz verişi ise cesaret! Bu başlıkları atan kişi, ya cesaretin ne olduğunu bilmiyor, ya da ahlaksızlığın... Çırılçıplak soyunmak cesaretmiş!. Topluma ve özellikle gençlerimize, genç kızlarımıza neler verdiklerini görüyor musunuz? Ne iğrençlikler. Cesareti ve cesur olmayı, bu davranışları kınayan tek kelime yazmadan nasıl anlatıyorlar.
İNTERNET KURBANLARI
Bir olayı daha yazmadan geçemeyeceğim sevgili okuyucularım. İnternet denilen çağımızın harikası, kötü niyetlilerin elinde çok büyük olaylara sebep olabiliyor. Yuvalar yıkılıyor, canlar gidiyor, insanlar kaçırılıyor. İnternette karşınıza çıkan her insanla kesinlikle ilişki kurmayın. Özellikle genç kızlara ve hanımlara sesleniyorum. Bir anda karşınızda sizi çok güç durumlarda bırakacak görüntülerinizi bulabilirsiniz. Gazetelerde her gün çıkan haberlere dikkat edin. Anne babalar polis özellikle sizleri uyarıyor: Çocuklarınızın internette vakit geçirirken neler yaptıkların mutlaka takip edin.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
5 kelimelik bir soru soracağım
-Güneş Gazetesi
|
Evet sevgili okuyucularım. Size, sadece 5 kelimelik bir soru soracağım: 'Komşularınızla iyi geçinmek zorunda mısınız, değil misiniz?' Bence zorundasınız. Hem öyle zorundasınız ki, güvenliğiniz, huzurunuz, mutluluğunuz, her şeyiniz bu ilişkiye bağlı. İyi geçinmenin içeriğinde bunlar var. En başta güven var, huzur var, mutluluk var... Komsusuna güvenmeyen, daha doğrusu komşularıyla aralarında güven duyguları kaybolmuş insanların halini bir düşünün. Her saniye rahatsızsınızdır. Evdeyken, eve gelirken, evden çıkarken.. Yalnız siz mi? Eşiniz, çocuklarınız, tüm yakınlarınız...
ZAVALLI ABD'Lİ
Devletler, milletler için de böyle değil mi? Ben, komşuma, dostuma, müttefikime güvenemezsem kime güveneceğim? Böyle enbaşta sağlam bir güven temeline oturan komşuluk ve dostluk ilişkilerinin kurulması şarttır sevgili okuyucularım. Bunlar nereden aklıma geldi biliyor musunuz? ABD'de bu yıl partiler, başkan adaylarını seçecekler. Cumhuriyetçi Parti'nin başkan aday adaylarından Teksas Valisi Rick Perry, Türkiye hakkında öyle laflar etti ki sinirlerim beynime fırladı. Midem bulandı. Tiksindim. Lanet okudum. Öfke ile bilgisayarın başına oturdum.
Türkiye'ye hakaretler yağdıran, Türkiye'nin NATO dahil uluslar arası örgütlerden atılmasını isteyen, Türkiye'ye bütün yardımların kesilmesini savunan, Türk Hükümetine İslamcı terörist yöneticiler diyecek kadar gözü kararmış olan bu adam başkan adayı olabilir mi? Şans vermiyorlar. Başkan adayı olması çok zor diyorlar. Benim demek istediğim şu: Bir gün ABD'nin başına, bir başka gün dost bildiğimiz, en güvendiğimiz ülkelerin başına böyle adamlar gelemez mi? Allah korusun ama, gelir. İşimiz zor, çok zor. Sımsıkı sarılacağımız tek şey var.
KENDİMİZE GELELİM
Büyük Atatürk'ün, büyük ve unutulmaz vasiyeti: 'YURTTA SULH, DÜNYA'DA SULH.' Evet sevgili okuyucularım. İç barış çok önemli. Ne yapıp yapıp bunu sağlamak zorundayız. Birlik ve beraberliği mutlaka sağlayacağız. İkincisi. Şöyle bir bakalım. Çevremizde bir dostumuz var mı? Güveneceğimiz tek ülke var mı? Bu mu sıfır sorun politikası? Bırakın terörü, siyasilerimiz bile birbirini yemekle meşgul. Kendimize gelelim. Atatürk’ün 4 kelimelik bu emrini yerine getirelim. Yoksa hepimiz, kendimize ve tarihimize yaptığımız en büyük ihanetin suçluları olacağız.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Metrekare sahtekarları
-Güneş Gazetesi
|
Bu da ne?.. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, bu lafı söylediği güne kadar, metrekare sahtekarlığı diye bir şey varmış da inanın bilmiyormuşum. Aslında duydum da ne olduğunu, nasıl yapıldığını bilmiyormuşum. Sayın bakanın anlatımı ve uyarısı ile öğrendim. İnşaat sektörünün bayrağı olan TOKİ'nin başkanlığından siyasete atılan Bayraktar çok öfkeli. İnşaatlarda metrekare sahtekarlığı yapanlara savaş açmaya kararlı olduğunu söylüyor. Bin bir güçlükle başını sokacak bir konut sahibi olmaya çalışan vatandaşlarımızı bu metrekare sahtekarlarına kurban etmeyeceklerini söylüyor.
CEZA GELECEK
Bakan Bayraktar Türkiye'e müjde verdi sevgili okuyucularım. Ev satarken metrekare sahtekarlığı yapanlara, yani, kömürlüğü, depoyu, konut olarak yararlanılan mekanın dışındaki yerleri, evin brüt metrekaresi içinde gösterip, ona göre fiyat biçenlere bundan böyle ciddi cezalar geliyor. 'Benim de başıma geldi. Aldığım dairede bana da bu sahtekarlığı yapmışlardı' diyen Bayraktar, dairelerin metrekareleri hesaplanırken ıslak beton yüzeyin dikkate alınacağını, ev ya da dairelerin depo, kömürlük gibi eklentilerinin ayrıca yazılacağını söyledi.
Demek ki yılların birikimiyle “Başımızı sokacak sıcacık bir yuva alalım” diye ev almaya kalkanların ne yapması lazım? Bu metrekare sahtekarlarına çok dikkat etmeleri lazım. Emlakçı bir dostum da 'Bunu küçümsemeyin, fiyatta ciddi şekilde artış yapıyorlar. Ev alırken bilen birisine mutlaka danışın” diyor. Evet sevgili okuyucularım, her meslekte sahtekarlar var. Her meslekte fırsatçılar var. Her adım atışımızda bizi nasıl kazıklayacağını düşünen insanlarla karşılaşabiliyoruz. Gözleri cebimizdeki helal parada. O eller o paraya nasıl uzanabiliyor?
RABBİM, SEN KORU
Uzanıyor çünkü helal nedir, haram nedir bilmiyorlar. Belki de önem vermiyorlar. Ceplerine girecek 5 kuruş helal paranın, onun binlerce katı haram paradan çok daha bereketli olduğunu bilmiyorlar. Yüce Rabbimizin katında bunun hesabını nasıl verebileceklerini düşünmüyorlar. Domatesi halden 50 kuruşa alıp 550 kuruşa satanlar, fiyatına bakıp bir tane bile alamayanların kul hakkını yiyorlar. Aman Allahım! Kul hakkı ne demek. Kainatı yaratan, yokları var eden Yüce Rabbimizin 'Ben bile affedemem' dediği kul hakkını yiyorlar. Rabbim sen koru!.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
İsrail'in, KKTC'de hain ve sinsi planı
-Güneş Gazetesi
|
İsrail, Türkiye ile ilişkilerini onarılmaz şekilde bozmak için elinden geleni yapıyor. İsrail'in bugünkü yöneticileri, her an Türkiye'nin başına yeni çoraplar örmek için yeni planlar hazırlıyor. Şimdi uygulamaya başladığı plan, iki ülke ilişkilerini ciddi biçimde etkileyeceğe benziyor. Çünkü bu planın önü arkası Türkiye'ye büyük zararlar verecek şekilde hazırlanmış. Filistinlilerin topraklarını şiddet ve hile ile ellerinden alan İsrail, aynı manevralarla KKTC'ye gözünü dikmiş. Aynı oyunu çılgın bir şekilde orada oynamaya başlamış.
FİLİSTİN TAKTİĞİ
KKTC'de 'Filistin taktiği' planını yürürlüğe sokan İsrail Hükümeti, işadamlarına KKTC’den özellikle Türkiye sahillerine yakın yerlerden arazi satın almaları talimatını vermiş. Yahudi işadamları hemen kollarını sıvayarak Kıbrıs'ta, Filistin'deki gibi arazi satın almaya başlamışlar. Yahudi işadamları, bu satın alma işini KKTC'deki kanunlara uydurmak için bazı Türk avukatlarla işbirliği yapmaya başlamışlar. Bu hain avukatlar üzerinden paravan şirketler kurarak harekete geçmişler. Evet bu şirketleri kuranlar maalesef KKTC'li bir kısım avukatlar...
Yani Akdeniz'de güç gösterisi yapan İsrail, Yavru Vatan'ı ele geçirmek için sinsi bir organizasyonu adım adım yürütüyor. Hükümet, KKTC'de Türkiye'nin güney sahillerine yakın kesimde arazi alma emri verdiği Yahudi işadamlarına finansal destek de sağlıyor. Evet sevgili okuyucularım, İsrail bu sinsi ve iğrenç planını bölgedeki bazı avukatlar üzerinden yürütüyor. Onlara paravan şirketler kurduruyor. Son derece stratejik ve değerli arazilerde lüks siteler kurulmuş bile. Bütün bu faaliyetler ve işbirliği çok çarpıcı belgelerle ortaya çıkarılmış.
SİNAGOG BİLE AÇTILAR
İsrail'in bu hain planına destek veren Türk avukatlar en az onlar kadar, hatta onlardan fazla hain değiller mi? KKTC'nin Lapta ilçesinde bir villa sinagoga çevrilmiş, haham atanmış ve kapısına 'Yahudilerin doğru adresi burasıdır' şeklinde İbranice tabela asılmış. Bunlara hep Türk hoşgörüsü ile izin veriyoruz. Onların yaptıkları sinsi ve hain planlara bakın, bir de bizim hoşgörümüze bakın. Yahudilerin KKTC yasalarını ihlal ederek yürüttükleri sinsi planın bozulacağına ve onlara hizmet eden hain avukatlardan hesap sorulacağına inanıyorum.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Türk dünyasının başı sağolsun
-Güneş Gazetesi
|
Yıl 1974. Tam 38 yıl önce. Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs’ta köy köy baskın yapıp Türkleri katleden Rum çetecilere karşı Barış Harekatına başlıyor. Kahraman Türk paraşütçüleri, Rum köpeklerinin yaylım ateşi altında Beş Parmak Dağlarının yamaçlarına iniyor. Kıbrıs Türklerinin cesur, gözü pek, halkını, bayrağını, vatanını canının önünde tutan büyük lideri Rauf Denktaş paraşütçülerimizin indiği bölgeye koşuyor. Ateş yağmurunda gökten inen Mehmetçikleri gözyaşları içinde kucaklıyor: Anavatanın kahramanları yavru vatana hoş geldiniz.
ÇOK BÜYÜK LİDER
Kıbrıs Türkleri, Türk Milleti ve Türk Dünyası, çok büyük bir liderini kaybetti sevgili okuyucularım. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiínin Kurucu Cumhurbaşkanı, mücahit devlet adamı Rauf Denktaş’ı unutmayacağız. Onu hep kahramanlıklarıyla, cesareti ile, hoşgörüsü ile, halkına ve vatanına olan engin tutkusuyla anacağız. Onu hep, liderlerle lider, çocuklarla çocuk, gençlerle genç, sporcularla sporcu yanlarıyla anacağız. Onu hep çok sevdiği objektifi ile yakaladığı birbirinden ilginç enstantanelerinin güzelliklerini seyrederek anacağız.
ASLA UNUTULAMAZ
Türk Dünyası Rauf Denktaşíı daima çok büyük bir sevgi, çok büyük bir takdir ve çok büyük bir özlemle anacaktır. Kıbrıs Türk halkı, barbar Rumlara karşı verdikleri büyük mücadelede lider olarak en önde koşan Denktaş’a şükran borçludur. Yeşil Ada’nın kan gölüne döndüğü, Türk köylerinin basılıp toplu katliamlar yapıldığı, camilerin yakılıp yıkıldığı o karanlık günlerde Kıbrıs Türkleri’ne önderlik eden Denktaş, Anavatan Türkiye ile sağlam bir çizgide toplumunu barışa ulaştıran büyük bir lider olmuştur. Türk Dünyası onu asla unutamaz.
HRİSTOFYAS!...
Barış, barış, barış... Bu büyük liderin tek isteği bu idi. Kızı Ender Vangöl, yoğun bakım servisinde uyutulmadan birkaç saat önceki dakikaları bakın nasıl anlatıyor: “Annem Aydın Denktaş’a olan sevgisini, evlatlarına bağlılığını anlattı. Sizleri kaybetmekten korkuyorum, dedi. Sonra Rum tarafına mesaj göndererek Kıbrıs müzakerelerinden bahsetti. Rumca bir şeyler söyledi. (Rumca anlamıyorum baba, İngilizce ya da Türkçe konuş) dedim. Rum yönetimi lideri Hristofyas ile diğer Rum liderler için, (Söyle kendilerine, burası bağımsız bir cumhuriyettir) dedi ve Hristofyas diye bağırdı.”
BAŞIMIZ SAĞOLSUN
“Sonra Kıbrıs müzakerelerinden bahsetti. Toprak ayarlamalarına ve iskana değinerek (Nasıl olacak bu iş? Nasıl yerleşecek bu insanlar?) dedi. Baba bunları düşünme derken (Benim düşünmem gerek) diyerek susturdu.’ Yaşamının son dakikalarında bile ülkesini ve halkını düşünen bir liderdi Rauf Denktaş... Onu kaybetmek, yüreğime çok ağır bir acı olarak oturdu. Denktaş’ı müzakere masalarındaki sert duruşu, barış görüşmelerindeki tavizsiz tavrı, elinde objektifi ile gülen yüzü, tatlı esprileri ve birbirinden güzel anılarıyla yaşatacağız. Bütün Türk Dünyasıínın başı sağolsun...
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
ABD askerleri mide bulandırıyor
-Güneş Gazetesi
|
Amerikalı askerlerin yaptığı hareket 'Canavarca, itici, kabul edilemez ve mide bulandırıcı.' Bu sözleri ben söylemiyorum. ABD Savunma Bakanlığı sözcüsü John Kirby söylüyor. Evet sevgili okuyucularım Amerika Birleşik Devletleri'nin, Afganistan'a gönderdiği askerleri nasıl ve nereden seçtiğini bilmiyorum ama, onları insan olmayan yaratıklar arasından seçtiklerini çok iyi biliyorum. Afganistan'da Irak'ta Amerikan askerlerinin, insanlara, vicdan ve ahlak dışı nasıl işkenceler yaptıkları, bir bir ortaya çıkıyor. İnsanın aklı almıyor.
İĞRENÇ VİDEO
Keyif için insan öldürenlere, öldürdükleri insanların üzerine çıkıp hatıra fotoğrafı çektirenlere, insanların parmaklarını canlı canlı keserken objektiflere poz verenlere, cesedin başını saçlarından tutup kaldırırken kahkaha atanlara şimdi de bir başka yaratıklar eklendi. İnternette yayınlanan bir video kaydı, bütün Dünya’da olduğu gibi ABD’de de ortalığı birbirine kattı. Bu iğrenç videoda ABD’li deniz piyadeleri Afganistan’da canavarca öldürdükleri Taliban militanlarının cesetlerine işerken görülüyor. İnsan ürperiyor, midesi bulanıyor.
Üniformalı ABD’li 4 asker kanlar içerisindeki üç Afgan'ın cesedine yaklaşıyor. Askerlerden biri 'İyi günler dostum' diyerek gülüyor, diğeri 'Duş gibi' dedikten sonra rahatlama sesi çıkarıyor. Kısa bir süre önce hatırlayacaksınız, yine Afganistan'da ABD'li 5 asker, sivilleri 'Eğlence olsun diye' öldürdüklerini itiraf etmiş, hatta biri gülerek 'Bir cesedin parmaklarını hatıra olsun diye' kesip sakladığını anlatmıştı. Alman Der Spiegel dergisinde yayınlanan fotoğrafta ise bir askerin bir kurbanın başında kahkaha attığı görülüyordu.
YARATIKLAR ÜLKESİ
ABD, insanları zulüm, baskı ve işkenceden kurtarıp, demokrasi, barış ve huzur vaadiyle girdiği her ülkeyi yakıp yıkıp kana buluyor. Irak’a bakın, Afganistan’a bakın. Kana susamış Amerikan askerlerinin Irak’ta sivil halka yaptıkları unutulur mu? Bombalar atarak, tarayarak girdikleri evlerde çoluk çocuk demeden yaptıkları katliamlar unutulur mu? Rüyaların şehri Bağdat’ı enkaza çevirenler bunlar değil mi? Şimdi bunlara böyle sapıkça olaylar ekleniyor. ABD sadece barbarlığı ile değil, yaratıklar ülkesi olarak da tarihe geçiyor.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Pantolonsuz mikroplar!
-Güneş Gazetesi
|
Buyurun!... Bunlara ne isim vereceğinizi, yaptıkları davranışı nasıl karşıladığınızı siz söyleyin. Metroda, karşısında pantolonsuz kadın ve erkeği, yarı çıplak vaziyette gören ve size 'Baba bunlar niye böyle dolaşıyor. Ayıp değil mi?' diye soran çocuğunuza ne cevap vereceğinizi siz söyleyin. Aklım almıyor sevgili okuyucularım. Gerçekten aklım almıyor. Deli mi bunlar? Akıllarından zorları mı var. Yapılan her eylemin bir amacı vardır. Bunların amaçları ne? Toplumun içinde yarı çıplak dolaşarak insanlara vermek istedikleri mesaj ne?..
METRO EYLEMİ
Haberi okuyorum: 'IMPROV Everywhere adıyla dünyanın en kalabalık metropollerinde eğlenceli (!) eylemler yapan grup her yıl düzenlediği 'Metroda Pantolonsuz' eylemini yine gerçekleştirdi. Bu yıl, eylemin yapıldığı 27 ülkedeki 59 şehir arasında İstanbul da vardı. İstanbul'da Pantolonsuz metro gününe 150 kadar aktivist iç çamaşırıyla katıldı.' Kadın erkek 150 utanmaz kişi, Taksim'den metroya binmişler, pantolonlarını çıkarmışlar, Levent’e kadar gitmişler. Levent istasyonunda 10 dakika bekledikten sonra yine metroyla Taksim'e dönmüşler.
Metroda kendilerine şaşkın şaşkın bakanlara ise şu cevapları vermişler: 'Pantolonumu evde unuttum', 'Pantolonuma kahve döküldü', 'Pantolonumu giymeye fırsat bulamadım.' Bu çirkin eylemi yapanlardan 8'i polis tarafından sorgulanıp serbest bırakılmış!.. Bunu da anlayamıyorum. Bu ülkede isteyen her kes affedersiniz don- atlet sokağa çıkabilir mi? İç çamaşırları ile istediği yerde elini kolunu sallayarak dolaşabilir mi? Bu, ahlak kurallarına uygun bir davranış mı? Amerika ve Avrupa’da plajın dışında mayo ile dolaşın bakayım dolaşabiliyor musunuz?
LANETLİYORUM
İçlerindeki fesadı, çirkinliği, topluma meydan okuyarak göstermeye çalışan bu insanların yaptıkları, tek kelime ile ahlaksızlığın daniskasıdır. Topluma ve özellikle gençlere ve çocuklara aşılamak istedikleri şeye bakın. Çıkın sokaklara yarı çıplak dolaşın. Niye? Niyesi yok. Ahlaksızlığın, fesadın, çirkinliğin niyesi olur mu? Topluma bir mikrobu enjekte etsinler de nasıl ederlerse etsinler. O mikrop yerini bulur ve sağlam beyinleri tahrip etmeye başlar. İşte amaçları bu... Bu pantolonsuzları, şiddetle ve nefretle lanetliyorum.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
'Yarım devlet' değil misiniz?
-Güneş Gazetesi
|
'Biz, görüşmelerde Güzelyurt ve Karpaz'ı istiyoruz. Siz vermiyorsunuz. Halbuki buraların bize verilmesi referandumda sizin evet dediğiniz Annan planında da vardı.' Bu sözleri kim söylüyor biliyor musunuz? Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas söylüyor. Peki adama sormazlar mı; Madem Annan Planı buraları size veriyordu o zaman siz niye Annan Planına hayır dediniz. Kıbrıs görüşmelerinde neden ortak bir yol bulunamıyor, neden çözüm bulunamıyor? İşte bu yüzden. İşte bu ikiyüzlülük, bu yalanlar, bu çarpıtmalar yüzünden...
UTANMIYOR MUSUNUZ?
Bay Hristofyas, kendilerine Kıbrıs Rum Yönetimi dememizden de şikayetçilermiş!. Aynen şöyle diyor: 'Türkiye Cumhurbaşkanı Temmuz ayında AB dönem başkanlığına hazırlanan bize, (Yarım devlet) diyor. Avrupa Birliği’ne üye olan bir ülkeye hele ki biz Türkiye'nin üyeliğini destekliyoruz, çok aşağılayıcı ve saygı içermeyen bir tutum.' Adama sormazlar mı; Sen kendini Kıbrıs Cumhurbaşkanı mı sanıyorsun? Ülkenin yarısında sözünün geçtiğini bütün dünya biliyorken, sen kendine Cumhurbaşkanı denilmesinden rahatsız olmuyor musun, utanmıyor musun?
HADİ DENE BAKALIM
Bir ülkenin cumhurbaşkanı ülke topraklarının her noktasına elini kolunu sallayarak serbestçe gider. Hadi bakayım, sen Magosa'ya, Girne'ye, Karpaz'a adım atmaya kalksana. Bir denesene bakalım gidebilecek misin? Demek ki sen o ülkenin Cumhurbaşkanı değilsin. Demek ki Yarım Devlet tanımı doğru bir tanım. Hristofyas, Türkiye ve Yunanistan'a seslenerek 'Bu ülke ne Yunanistan'a ne de Türkiye'ye aittir. Anavatanlar bizi rahat bıraksın. Sadece çözüme katkı sağlasınlar. Türkiye çözüme yeşil ışık yakmalı. Çözümün anahtarı Türkiye'de' diyor.
TARİHİ BİR İTİRAF
Hristofyas''ın konuşmasında tarihi bir itiraf da var. 'Fransa ve Almanya gibi ülkeler Kıbrıs'ın arkasına saklanıyor. Benim görüşüm ise şöyle: Kıbrıs sorunu olsa da olmasa da onlar yine böyle davranacaktı. Türkiye'nin ekonomisi, nüfusu bazılarını korkutuyor. Bazıları ise, Türkiye nüfusunun Müslüman olması nedeniyle karşı çıkıyor' diyor. Bence söylediği tek doğru laf bu. Bir şey daha söyleyeyim. Kıbrıs Türkleri ile Rumların tek ciddi sorunları güven duygusudur. Türkler, Rumlara karşı güven duygularını tamamen kaybetmişlerdir. Haksızlar mı acaba?
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Devlete millete meydan okuyorlar
-Güneş Gazetesi
|
Şimdi size utanması, sıkılması olmayan, yüzleri kızarmak bilmeyen, gözleri kör, vicdanları sağır, İmralı’daki terörist başının kuklası, PKK hainlerinin maşası iki kişinin laflarını söyleyeceğim. Çok sinirleneceğinizi biliyorum. Bunların ikisi de milletvekili. Bunların ikisi de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin verdiği para ve en önemlisi paye ve pasaportla caka satan milletvekili. Bunların ikisi de devlet ve millet düşmanı olduklarını kanıtlamış vatan haini. Biri zindanlarda ders almamış, diğeri devlete millete meydan okuyan bir hain.
ADİ ADİ KONUŞUYOR
Evet biri BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş. ‘Kürtçe eğitimi uygun görmüyorum’ diyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e, bakın ne diyor: ‘Senin rütben orgeneral de olsa bizim nazarımızda onbaşısın. Bizim nazarımızda ha bir onbaşı konuşmuş ha Genelkurmay Başkanı. Biz Başbakan’ı tanımıyoruz. Seni mi tanıyacağız?’ Diğeri Bağımsız Milletvekili Leyla Zana. Bakın ne diyor: ‘Artık silahlı mücadele bir noktaya geldi. Silah bırakılmasını istemiyorum. Silah Kürtlerin sigortasıdır. Bu sorun var olduğu müddetçe silahlar Kürtlerin güvencesidir.’
HAİNLERİN BAŞISINIZ
Türk Silahlı Kuvvetleriínin başındaki komutana, Genelkurmay Başkanı’na ‘Onbaşı’ diyerek onu küçülteceğini sanan Selahattin Demirtaş, iğrenç kişiliğini işte bu sözle ispat etmiştir. ‘Biz Başbakanı tanımıyoruz, seni mi tanıyacağız’ diyor. Sen kimsin Demirtaş? Seni kim tanıyor acaba? Senin kim olduğunu tarih yazıyor. Millet biliyor. Türkiye Cumhuriyeti Devletiíne ihanet edenlerin başında geldiğini bilmeyen var mı? Sen İmralı’daki baş hainden emir almadan ağzını açamazsın. Başbakanın dediği gibi tuvalete gidemezsin. Sen ancak adi adi konuşursun...
BU NE KANLI HAYAL
Leyla Zana’nın da senden farkı yok. Bir milletvekilinin söylediği lafa bakın. ‘Silahlı mücadele öyle bir noktaya gelmiş ki artık silah bırakılamazmış! Çünkü silah kendilerinin güvencesiymiş!’ Allah sizlere akıl fikir versin. Allah sizlere vicdan versin. Ellerine silah verip dağlara gönderdiğiniz o çocukların kanlarından siz sorumlusunuz. Kürt ana babaların, kardeşlerin çığlıklarından siz sorumlusunuz. Hala silahı bırakamayız diyorsunuz. Bu ne kanlı hayal böyle. 30 yıldır ne kazandınız? Bundan sonra ne kazanacağınızı sanıyorsunuz?
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Minibüsler için acil çözüm şart
-Güneş Gazetesi
|
İstanbulluların trafikte bitmeyen iki çilesi vardır. Biri, bir kabus halini almış olan minibüsler. Diğeri artık kaldırımlarda bile fink atan motosikletler. İkisi de birbirinden tehlikeli, ikisi de birbirinden denetimsiz, ikisi de birbirinden kural tanımaz... İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş’ın geçenlerde yaptığı ìMinibüsleri kaldıracağızî açıklamasına gerçekten sevindim. Minibüsleri kaldırmak ve onlardan ekmek yiyen binlerce aileyi perişan etmek elbette ki istenemez. Zaten yapılacak olan da o değil. Olaya bir çözüm bulunacak.
SAYGISIZ VE KABADAYILAR
Minibüs denilince tüylerim diken diken oluyor. Çıkın Anadolu yakasındaki Minibüs caddesine neden böyle olduğunu daha adımınızı atar atmaz anlarsınız. Minibüs esnafı arasında çok dostum var. Hepsi saygın ve düzgün insanlar. Ama aralarında o kadar saygısız, kabadayı, fevri, kural tanımaz insanların çalışmasına izin veriyorlar ki kendi adları da zarar görüyor. Benim söyleyeceklerim bu saygısız insanlara. Doğru dürüst çalışan diğer minibüs sürücüleri kusura bakmasın ve üzerlerine alınmasın. Dediğim gibi benim tek muhatabım saygısızlar...
Minibüs caddesinde, bu saygısız ve kabadayı minibüs şoförleri yüzünden her saniye kelle koltukta gidersiniz. Özel araç sürücüleri de, yayalar da hatta kendi yolcuları da öyle. Onlar için kural yoktur. Kırmızı ışıkta yıldırım gibi geçerler. Yaya geçitlerindeki yayaların üzerlerine araçlarını sürerler. İstedikleri yerde durur, yolcu beklerler. Yolcularını yolun tam ortasında durarak alır veya indirirler. Yolcu almak için tehlikeli şekilde yarışırlar. Minibüslerini balık istifi gibi doldurur, itiraz edeni laf söylediğine pişman ederler.
BU DURUM DEĞİŞMELİ
Şimdi insanlar, anlattığım şekilde topluma hizmet ettiklerini sanan bu saygısızları bu kabadayıları niye istesinler? Topbaş diyor ki ìMinibüsleri kaldıracağız. Bazı hatlarda düzene sokacağız. Diğer hatlarda otobüse ve havaraya yönlendireceğiz. 40 kilometreye yakın havaray hattı düşünülüyor. Kadıköy-Kartal metro hattına havaray da bağlanabilir. Otobüs A.Ş gibi minibüs esnafının havarayı işletmesi planlanıyor.î Evet minibüs esnafı asla mağdur edilmeden ve yaşam standardı bozulmadan bu çirkin durum bir an önce ortadan kaldırılmalıdır. Anadolu yakasında oturanlar anlattığım tipteki minibüslerden yaka silkiyorlar.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Nazi artıkları dehşeti sürdürecek
-Güneş Gazetesi
|
Almanlar Neonazi terörünü deşmeye korkuyor. Altından daha kim bilir ne korkunç pislikler çıkacağını çok iyi bildikleri için sözde soruşturma açmış gibi yapıp olayı sürüncemede bırakıyorlar. Neonazi terörünün ve o korkunç cinayet, sabotaj ve her biri onlarca can almış kundaklamaların su yüzüne çıkmasından sonra kaç ay geçti. Alman polisi bir milim bile ilerleyemedi. Ortaya çıkan barbarca cinayetlerin sanki üstü örtülüyor. Birkaç üzüntü beyanı, biraz özür işi bitirdi. Merkel de diğer siyasiler de olayı ağızlarına bile almıyorlar.
YAHUDİLER İSYANDA
Onlar sessizliğe büründü ama bağıranlar da var. Almanların geçmişte insanlık dışı, vicdansızca ve vahşice soykırımına uğrayan Yahudi Merkez Konseyi, Alman Hükümeti'ni çok ağır bir dille suçladı. Anonymous adlı grup, Neonazilerin internet sayfalarına savaş açtı. Konsey yayınladığı bildiride 'Neonazi cinayetleri soruşturmacıları, kış uykusuna daldı” dedi. Böyle bir örgütün ortaya çıkmasından utanç duyduğunu söyleyen Merkel, herhalde çok büyük utanç içindeki, başını kaldırıp insanların yüzüne bakamadığı gibi, tek kelime de söylemiyor. Evet sevgili okuyucularım, bilinen 8'i Türk 9 yabancı ve daha bilinmeyen kim bilir kaç yabancı cinayetinin faili Neonazi örgütü, belli ki dehşet saçmaya devam edecek. Yahudi Merkez Konseyi Başkanı Dieter Graumann 'Nasyonal Sosyalist Yeraltı örgütünün eylemlerini araştıran devlet makamları uyuyor. Cinayetlerin ardından 10 yıl geçmesine rağmen güvenlik birimleri hala çok az bilgiye sahip. Bu tek kelime ile felakettir. Alman mercileri ağır davranıyor ve harekete geçmiyor” diyerek bazı bilgilerin saklandığını iddia etti.
DEHŞET SÜRECEK
Bu Hitler tohumları önümüzdeki günlerde daha da azıtırsa hiç şaşmayalım. Ortaya çıkarılan çarşaf çarşaf ölüm listelerinin asılları ellerinde. Daha kim bilir Dünya'yı sarsacak nasıl dehşet planları var kafalarında. Alman Güvenlik birimleri ciddi bir soruşturma ile örgütün köküne inemiyor. Veya inmek istemiyor. Aşırı sağcı Alman Milliyetçi Demokratik Partisi'nin kapatılmasını isteyen Yahudiler de son gelişmeler karşısında öfke içindeler. Bu Nazi artıkları, sadece Almanların değil, bütün ülkelerin canını yakmaya devam edecek. Öyle gözüküyor.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
İsrail'li hırsızlar Ayder'imizi çaldı
-Güneş Gazetesi
|
Biz malımıza sahip çıkamazsak bir çok şeyimizi daha çok çalıp götürürler sevgili okuyucularım. Çok acıdır ki biz özellikle doğamıza hiç ama hiç sahip çıkamıyoruz. Dağlarımızı çalıp götürüyorlar. Eşi olmayan yaylalarımızı çalıp götürüyorlar. Doktor balıklarımızı çalıp götürüyorlar. Kangal köpeklerimizi çalıyorlar. Yemeklerimizi, tatlılarımızı çalıp götürüyorlar. Karagöz- Hacivat'ımızı, Nasrettin Hoca'mızı bile çalıp götürüyorlar. Gidin Karadeniz'e, Akdeniz'e, Ege'ye, Doğu'ya, Güneydoğu'ya nelerimizi çaldıklarını anlatsınlar size.
İNANILMAZ HIRSIZLIK
Bu hırsızlar hep turist kılıklı insanlar. Sanki bir turistmiş gibi yaklaşıyorlar. Candan davranıyorlar. Aslında doğamızın özelliklerini bizden çok daha iyi biliyorlar. Çaysa çay, balsa bal, fındıksa fındık, cevizse ceviz, aklınıza gelecek her bitkiden örnekler alıp kaçıyorlar. Şimdi size anlatacağım olay da akıl almaz ve inanılmaz bir hırsızlık. İnanmayacaksınız. Sıkı durun. “Bugün İsrail'de bütün güzellikleriyle doğamızın incisi aynısının tıpkısı bir Ayder Yaylası var. Her şeyini çalmışlar ve Ayder'in bir minyatürünü oraya kurmuşlar.' Bu inanılmaz cümle bana ait değil. Rize Üniversitesi Pazar Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Şengül Alpay Karaoğlu söylüyor. Doçent Şengül Alpay Karaoğlu, bakın nasıl uyarıyor: “Özellikle Doğu Karadeniz'de yoğun bir endemik, yani bölgeye ait bitki kaçakçılığı var. İsrailliler, bitki ve çiçek türünden iklimine kadar her şeyi aynen çaldıkları minyatür Ayder Yaylası'nda dünyaca ünlü Anzer balını elde etmek istiyorlar. Adamın biri yaylaya gidiyor, 'turizm yaptı, indi' diyoruz. Ama geliş sebepleri aslında çok farklı.'
YAYLALARIMIZ BAŞIBOŞ
'Yaptığım her dağ gezisinde motosikletli 3-5 İsrailli görürüm. Biz sabah dağa çıkarken, onlar iniyorlar. Çünkü o saatlerde yaylada kimse görünmez. Rahat rahat bitkileri topluyorlar. Misafir olarak davet edilen bazı hocalar bile bitki çalıp kaçırıyorlar. Hiçbir ülkenin yaylasına bu kadar sorgusuz, sualsiz girilemez.' Evet sevgili okuyucularım. Biz işte böyle gelen her turiste sevgiyle kapımızı açarız. Ama bazıları bize çok büyük zararlar veriyorlar. Hele İsrailliler. Adamlar doğamızı çalıyorlar biz de onlara turist diye hizmet ediyoruz.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
O PKK'lıları kim getirdi?
-Güneş Gazetesi
|
Uludere'li köylü vatandaş konuşuyor: 'Oğlum Salih daha 17 yaşındaydı. Yavrumun tabutunun üstünde PKK bayrağını görünce içim parçalandı. Yüreğim yandı. Çılgına döndüm. Ama hiçbir şey yapamadım. Çünkü onlar (PKK'lılar) bizi tahrik etmek için köyümüze dolmuşlardı. Oğlumun tabutunu bizden almışlardı. Tabuta dokunamıyorduk bile. Benim oğlum ve bizim hiçbirimiz PKK'lı değiliz. Ben bu vatan için bacağımı kaybettim. Biz terörist olabilir miyiz? Milletvekillerimiz buraya gelseydi, cenazede bize sahip çıksalardı, bunların hiçbiri olmazdı.'
BU KÖYDEN DEĞİLLER
Uludere'li köylü vatandaş konuşuyor: 'Kaymakamımız Naif Yavuz'u çok severiz. Başsağlığı için ayağımıza kadar gelmiş. Başımızın üstünde yeri var. Kendisini saygı ile karşıladık. Bizi teselli etmeye çalıştı. Gözyaşlarımıza ortak oldu. Ayağa kalktığı sırada hiç tanımadığımız insanlar Kaymakam Bey'e saldırdı. Bunlar bizim köylümüz değildi. PKK'lı oldukları her hallerinden belliydi. Onları önlemeye ve durdurmaya çalıştık. Attıkları sloganlar bile terörist olduklarını gösteriyordu. Bunlar köyümüze nereden gelmişler, kim göndermiş anlamadık.'
BİRLİKTE AĞLADIK
Saldırıya uğrayan Uludere Kaymakamı konuşuyor: 'Köylü vatandaşlarıma başsağlığı dilemek, acılarını paylaşmak için köye gittim. Hepsini tanırım. Onlarla kucaklaştık. Oturduk. Birlikte ağladık. Bunlar küçükten büyüğe kadar hepsi benim kardeşlerim, hepsi benim yavrularımdı. Olaydan sonra eşimle birlikte iki gün boyunca ağladık. Hepsi, devletini vatanını seven insanlar. Bana saldıranlar asla ve asla cenaze sahipleri değildir. Tam tersine onlar beni, saldırgan PKK'lılardan korumuşlar, saldırının büyümesini önlemişlerdir.'
YALAN SÖYLÜYORSUN
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş konuşuyor: 'Devlete göre asıl facia orada kaymakamın saldırıya uğramış olmasıdır. Kaymakam'a köylüler saldırmıştır. Ötesi çarpıtmadır iftiradır. Bugün ülke bölünmüştür. Artık emin oldum. 50 bin defa da öldürseniz bu toprakların adı Kürdistan'dır.' Şimdi Selahattin Demirtaş'a soruyorum: Ben devletimi seviyorum diyen insanları, siz niye kışkırtıyorsunuz? Evladının tabutuna PKK bezinin sarılmasıyla yüreği sızlayan babayı, siz niye Kaymakama saldırmış gibi gösteriyorsunuz? Yürekleri acıyla dolu o insanların arasına PKK'lı hainleri sokan siz değil misiniz? Kaymakama saldırtan siz değil misiniz? Yeter artık bu hain provokasyonlar. Yeter artık. Yeter artık. Yeter artık...
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Bu acıyı kullanmaya kalkana lanet olsun
-Güneş Gazetesi
|
Başta sen, BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş olmak üzere Türkiye'yi bölmek ve parçalamak, halkı devletine karşı başkaldırmaya teşvik etmek isteyen hainlerin akıllarını başlarına toplamaları zamanı gelmiş de geçiyor sevgili okuyucularım. 7'den 70'e bütün milletimizi büyük acılara boğan 35 kardeşimizin can verdiği olay nedeniyle başsağlığı dilemek için Gülyazı köyüne giden Uludere Kaymakamı Naif Yavuz'a taşlı, sopalı, yumruklu saldırıda bulunan PKK'lı hainlerin, Selahattin Demirtaş'dan hiçbir farkları yoktur.
TİMSAH GÖZYAŞLARI
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kaymakamına saldırmak cüretinde bulunanlarla, Türkiye Cumhuriyeti devletinin polisini tokatlayan zihniyet aynı zihniyettir. Selahattin Demirtaş'ın cenazelerin başında timsah gözyaşları dökerek "Bugün ülke bölünmüştür. Artık emin oldum. 50 bin defa da öldürseniz bu toprakların adı Kürdistan’dır. Tarih, bu dağlarda bir Kürt katliamını daha yazdı” demesi, kaymakama saldırının işareti olmuştur. Türkiye bölünmemiştir Bay Demirtaş. Bir adım daha atmaya kalkma Bay Demirtaş!.. Uludere’de 35 kardeşimizin kaza bombalarına hedef olarak ölümü hepimizi derinden üzdü. Kahrolduk. Yüreklerimiz parçalandı, içimiz yandı. Gencecik kardeşlerimizin bu akıl almaz ölümünü kabullenemedik. Şimdi dua etmekten başka çaremiz yok. Günlük yaşamlarını karşılayacak rızıkları için, onlarca yıldır böylesine tehlikeli yolculukları göze alan ve bu yolda can veren kardeşlerimiz için dua ediyorum. Yüce Rabbimin onlara cennet kapılarını açması için dua ediyorum. Annelerine, babalarına, kardeşlerine sabırlar vermesi için dua ediyorum.
HEPİMİZİN ACISI
Bu olay elbetteki didik didik araştırılacaktır. Genelkurmayía istihbaratı kimin ne şekilde verdiği konusu başta olmak üzere bütün sorular aydınlatılacak ve millete açıklanacaktır. 7'den 70'e bütün milletimizi kahreden bu olay, 7'den 70'e bütün milletimize açıklanacaktır. Gerçekleri öğreneceğiz. Hata ise hata, kim yaptıysa ortaya konacaktır. Sorumlular millete teşhir edilecek, cezalarını bulacaklardır. Şimdi bu olayı siyasi malzeme olarak kullanmaya kalkanları şiddet, nefret ve lanetle kınıyorum. Çünkü, bu acı hepimizin acısıdır.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Temiz Toplum Özlemindeyiz
-Güneş Gazetesi
|
Evet, toplumumuzun bütün kademeleri ile tertemiz olmasını istiyoruz sevgili okuyucularım. Bu, 7'den 70'e hepimizin özlemi. Özlemimiz olduğu kadar, hakkımız da... Her kademede. Siyasette, yerel yönetimlerde, yargıda, sporda, eğitimde, sağlıkta... Vatandaşımızı yöneten, yönlendiren, bize örnek olması gereken her kademede istiyoruz. Sadece sporda değil, her kademede istiyoruz. Şike soruşturmaları, şike davalarıyla gerçekler ortaya çıkacak. Sporumuz temizlenecek. Ya diğerleri. İnsan üzülüyor, ürküyor, korkuyor, şok oluyor, iğreniyor.
HAYIR, İNANAMIYORUM
Devletin çok önemli birimlerinde görev yapmış birisi çıkıyor, kimleri, kim adına, nasıl öldürdüklerini anlatıyor. Vicdan azabı çektiğini ve bu azap içinde yaptıkları her şeyi anlatmak istediğini söylüyor. Tüyler ürperten, insanı dehşet içinde bırakan infazları anlatıyor. 'Yaman ve Gül yere çömeldi. Tam tetik düşecekken 'İnsanlık onuru işkenceyi yenecek' sloganını attılar. 20 yaşındaki çocukları nasıl öldürdük inanamıyorum' diyor. Anlattıkları doğru ise, o dönemlerin bütün sorumluları yargının önüne çıkarılmayacak mı? Hesap sorulmayacak mı? Evet tertemiz bir toplum olmak istiyoruz sevgili okuyucularım. Türkiye'mizde karanlık ve pis işler, karanlık ve pis kokular kalmasın istiyoruz. Hiçbir gücün etkisinde olmayan tertemiz insanlar, görevlerini hakkıyla yaparak, Türkiye'mizi doğruluk, dürüstlük, temizlik, adalet ve hukuk cennetine dönüştürsünler istiyoruz. Toplumumuzu öyle bir temizleyelim ki, bir daha böyle iğrenç işlere kalkışacak olanlar, bir değil, bin değil milyon kere düşünsünler. Milyon kere korksunlar. Ülkemize olan sevgimiz, böyle yapmamızı gerektiriyor... Hatta emrediyor.
SEVGİ VE HUZUR YILI
2012'nin, bütün bu isteklerimizin gerçekleşeceği bir yıl olmasını bütün yüreğimle diliyorum. 2012'nin, benim güzel ülkeme barış, huzur ve mutluluk getirmesini diliyorum. Şöyle bir düşünüyorum da hiçbir amacı olmadan oluk gibi akan kanın, yurdumuzun her köşesinde sel olan gözyaşlarının, 2012'de artık dinmesini diliyorum. Kardeşin kardeşe kıymamasını diliyorum. 2012'nin, sevginin, mutluluğun, doğruluk ve dürüstlüğün, iyilik ve güzelliğin şahlanacağı bir yıl olmasını diliyorum. Allah, hepimizin ve ülkemizin yardımcısı olsun. Amin!
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Bir gaf koca bir kurumu bağlamaz
-Güneş Gazetesi
|
İddia şu: 'Rallici Burcu Çetinkaya ile sponsorluk anlaşması yapan Borusan Otomotiv, verilen aracı türbanlı bir arkadaşıyla test ettiği gerekçesiyle Çetinkaya'ya sponsorluk desteğini kesti.” BMW'nin Türkiye distribütörü Borusan Otomotiv’in iddiaya verdiği cevap ise şöyle: 'Herkesin inancına, giyimine ve yaşam tarzına saygımız sonsuzdur. Böyle bir desteğin kesildiği iddiası doğru değildir. Bu yıl kimseyle sponsorluk anlaşması yapılmamıştır. Anlaşma olmadığı için iptal de söz konusu değildir. Borusan Otomotiv'in din, dil, inanç ve ırk gibi konularda bugüne kadar asla bir ayrımcılık yaklaşımı ya da uygulaması olmamıştır ve asla olmayacaktır.
ONLARI İYİ TANIYORUM
Bir gazetede, aslı araştırılmadan yapılan ve 'Başörtülü binince BMW bozuluyor” başlığı ile yayınlanan haber, olayın hiç de böyle olmadığını bilenleri son derece üzdü. Yani Borusan, türbana karşı bir tavır göstermekle suçlanıyordu. Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben Borusan Otomotiv firmasının içini dışını son derece iyi tanıyorum. Gidip geliyorum. Yöneticilerinin fikir ve görüşlerini biliyorum. Firmanın sahibi Asım beyle Cuma namazlarında çeşitli camilerde karşılaşıyorum.
ALLAH'IN EMRİDİR
Başörtüsü Allah'ın emridir. Hiçbir kimse, hiçbir şekilde ne olursa olsun, Allah'ın emri olan inanan kadınların başörtüsüne karışamaz. Ve bazı kendini bilmezlerin sağda-solda başörtüsüne karşı olduklarını söyleyerek, toplumda infial uyandırmaya çalışan ve geren zındıklardan olmadığını düşünüyorum, ben bu firmanın. Ayrıca bu firmanın birçok personalinin cuma namazlarına gittiğini biliyorum.
BÖYLE GAF YAPILMAMALI
Gazetede yer alan habere göre; müessesenin Mini Marka Müdürü Hakan Bayülgen tarafından bazı sözler söylenmiş. Bir gaf yapılmış. Firma buna da açıklık getiriyor. 'Bu sözler maksadını aşmıştır. Bu sözler, hiçbir şekilde kurum olarak Borusan Otomotiv, BMW ya da Borusan Grubu'nu bağlamaz. Bu sözler firmamızın yaklaşımını yansıtmamaktadır” diyor. Diyor da, böyle firma adına konuşan yöneticilerin her zaman çok dikkatli olmaları gerekiyor. Böyle hassas bir konuda yanlış algılanmalar insanları da kurumları da işte böyle üzüyor. Bir insanın gafı, saygın ve büyük bir müesseseye mal edilemez ama bu gafı yapan da herhalde yaptığı gafın faturasını öder.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Düşmanlarımız kuyruğa girdi
-Güneş Gazetesi
|
Dostumuzu düşmanımızı çok iyi tanımamıza fırsat veren günler yaşıyoruz sevgili okuyucularım. Dostumuz olmamalarını bir kenara bırakın düşmanımız olduklarını çok iyi bildiğimiz Fransa'nın başlattığı Türkiye düşmanı kampanyaya bir şekilde katılmak için, Türk düşmanları kuyruğa girdiler. Her yerden, her kafadan bir ses çıkıyor. Söyleyecek lafı olmayanlar bile, sadece ve sadece Türkiye aleyhinde bir laf söylemek için saçma sapan konuşuyor. Olayları çarpıtıyor. Yalan üstüne yalan söylüyorlar. Yalanı savunma çaresizliği içinde saçmalıyorlar.
SARKOZY SAPTIRIYOR
İşte bunların başında Fransa Devlet Başkanlığı koltuğuna hiç yakışmayan Nicolas Sarkozy geliyor. Şu sözlere bakın. Yalan ve çaresizliğini savunmak için olayı nasıl çarpıtıyor. Sarkozy, 'Ben Türk dostlarımızın görüşlerine saygı duyuyorum. Türkiye çok büyük bir ülke, çok büyük bir medeniyet. Onlar da bizim görüşlerimize saygı göstermeliler' diyor. Sarkozy, tartışılan konunun soykırım olmadığını, vicdan ve konuşma özgürlüğü olduğunu bile bile saptırıyor. İnsan haklarına, hukuka, adalete en büyük darbeyi vurduklarını bile bile saptırıyor.
FIRSAT BU FIRSAT
Evet sevgili okuyucularım, Fransa Türkiye'ye karşı düşmanca bir karar aldı ya diğer çömezler hemen arkasında kuyruğa girdiler. En başta kimin olduğunu tahmin edebilirsiniz. Elbetteki İsrail. İsrail parlamentosundan bir komite, 1915 olaylarının 'Ermeni soykırımı' olarak tanınmasını öngören bir teklifi görüşüyor. Başbakan Netanyahu'nun karşı çıkmasına rağmen toplantılar devam ediyor. Neden? Çünkü organizatörler arasında alçak koltuk kahramanı (!) Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon var. Ağzından salyalar akan Ayalon, fırsatı kaçırır mı?
VAY NANKÖRLER VAY
Bitmedi. Avrupa'dan çatlak sesler gelmeye devam ediyor. Bir ses de Hollanda'dan geldi. Ülkenin üçüncü siyasi gücü Özgürlük Partisi, İsrail ve Fransa ile ilişkileri koparan Türkiye'nin NATO üyeliğinin devam etmesine karşı çıktı. Yani bu güne kadar NATO'nun en ağır yükünü sırtlayan, NATO kuvvetlerinde, diğer müttefiklerden daha fazla kayıplar veren Türkiye'nin NATO'dan atılmasını istedi. Vay vicdansız nankörler vay! Bu gidişle yakında Yunanistan veya Rumlar da 'Türkiye'yi Birleşmiş Milletler'den atalım' diye tutturursa hiç şaşmayalım.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Bu sohbet de kızdıracak!
-Güneş Gazetesi
|
Bir dostum soruyor: 'CHP’nin güçlü olmasını istiyor musun?' İçtenlikle ve kesinlikle cevabım şudur: Elbette istiyorum. En az AKP kadar güçlü olmasını istiyorum. Bunu defalarca yazdım. Eğer demokrasimiz havanda su dövüyorsa, kısır çekişmeler içinde ise bu tamamen iktidarla muhalefet arasındaki uçurumdan kaynaklanıyor. Muhalefet, iktidara yetişemiyor. Muhalefetin iktidara yetişmesini istiyorum. Ama yetişemiyor. Daha önce de CHP Milletvekili olan bir dostumla sohbetimizi yazmıştım. Bir çok CHP'liden görüşlerime katılan olumlu mesajlar almıştım.
ERİYİP GİDİYORUZ
Şimdi aynı dostumla yeni bir sohbetimi, mümkün olduğu kadar kelimesine dokunmayarak yazıyorum. Bakın nelerden şikayetçi. AKP'li belediyelerin başarılarını, onları nasıl ve neden kıskandıklarını bakın nasıl açık yüreklilikle anlatıyor. AKP'li bir belediyenin bir vatandaşın cenazesine nasıl sahip çıktığını, vatandaşa nasıl yardımcı olduğunu anlatırken 'Biz yapamıyoruz? Bizimkiler (Mezarlıklar Müdürlüğüne başvurun) diyerek kesip atıyor. Onlar mezarlığa kadar vatandaşın yanından ayrılmıyorlar. İşte fark bu' diyerek devam ediyor:
ANTALYA PERİŞAN
Geçenlerde Antalya'daydım. Partililerimizle sohbet ettim. Sohbete girdiğime pişman oldum. Bakın söylüyorum. Antalya gidiyor. Menderes Türel'i mumla aradıklarını söylüyorlar. İzmir de aynen böyle. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere AKP'li belediyelerin hizmetlerini kıskanıyoruz. Halkın sorunlarına cevap veriyorlar, çözüm üretiyorlar. Biz neden yapamıyoruz? Biz neden devamlı olarak halktan uzaklaşıyoruz. AKP'li belediyelerden halk memnun. Açıkça söylüyorlar. Biz ise her hizmeti neredeyse vatandaşın kafasına kakıyoruz.'
EN BÜYÜK KORKUM
'Yerel yönetimler, Belediyeler çok önemli. Ama maalesef iktidar partisinin hızına yetişemiyoruz. Onların belediye hizmetleri ortada, görünüyor. Her yer tertemiz. Bütün kurumlarda vatandaş işlerini bir kalemde çözüyor. Bizim belediyeler halktan uzak. Hala bugün git- yarın gel döneminde yaşıyoruz. Halk uyumuyor. Yapılanları görüyor. Başarıyı teslim ediyor. Bu AKP'li, bu filan partili demiyor. İyiye iyi, kötüye kötü diyor. Araştırmalar kabus gibi. Oyumuzu yüzde 19'larda gösteriyor. En büyük korkum gelecek seçimde Allah korusun barajı aşamamak.' Evet sevgili okuyucularım, bu sohbeti söz verdiğim gibi bir kelime bile eklemeden ve çıkarmadan virgülüne dokunmadan aynen sunuyorum.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
ÖNCE SAĞLIK, HUZUR BARIŞ VE MUTLULUK
-Güneş Gazetesi
|
Yılbaşı kutlansın mı, kutlanmasın mı? Şimdi soru bu? Aslında özellikle mübarek Ramazan ayı yaklaşırken yapılan saçma sapan soru yağmuru, yılbaşı yaklaşırken de aynen tekrarlanıyor. Ramazan sorularını hatırlarsınız: “Başım ağrırken oruç tutabilir miyim? Unutarak bir lokma yemek yersem günah mı olur? Denize girersem orucum bozulur mu?” Bir gün bir hanıma bağırdığımı hatırlıyorum: “Denize girmeyiver be kardeşim. Veya girmeyi o kadar istiyorsan oruç tutma.” Noel ve yılbaşı ayrı ayrı biliyorsunuz. Noel, Hristiyan Dünyasında Hazreti İsa'nın doğum günü olarak kutlanıyor. Kutlama, 25 Aralık’ta başlıyor.
İÇKİLİ KUTLUYORLAR
Hz. İsa İslamiyet'e göre de peygamberdir. İsa’nın doğumu, Hristiyan inancında tanrının yeryüzünde göründüğü gün anlamına gelmesi sebebiyle çok önemli bir gündür. Ama tabii ki Hristiyanlar için... Hristiyanlar 25 Aralık 31 Aralık arasını bayram olarak kutlarlar. İçki içerler, eğlenceler düzenlerler. 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece Yılbaşıdır. Yeni bir yılın başlangıcıdır. Hristiyanların bayram eğlenceleri devam eder. Şimdi soruyorum size, bir Müslümanın bu kutlamada ne işi var? Ama dikkat edin bu kutlamada dedim. Yani içkili bir kutlamada.
ÜLKEMİZİ DÜŞÜNÜN
Kısaca diyorum ki, yeni bir yılın gelişini, makul bir şekilde eğlenerek, ama mutlaka yeni yıl için hayır duaları yaparak karşılamaya hazırlanmalıyız. Biz Müslümanlara bu yakışır. Evimizde, sevdiklerimizle birlikte makul eğlenceler içinde, yeni yılı kutlayabiliriz. Şimdi, özellikle bazı gençlerin yılbaşı planları yaptıklarını tahmin ediyorum. Ne olur çılgın planlar yapmayın. Hele hele içkili planları hiç yapmayın. O gece sizin için, bizim için, hepimiz için, ülkemiz için elinde silahla dağlarda nöbet tutan Mehmetçiklerimizi düşünün.
HUZUR VE BARIŞ
Noel Hristiyan Dünyası’nın bayramıdır. Diledikleri gibi kutlarlar. Bilmeden o kutlamalara katılanlar, dinimizin önemli günlerinde, Peygamber Efendimizin doğum haftasında, mübarek Mevlitlerimizde, diğer mübarek günlerimizde ne yaptıklarını bir düşünsünler. Tekrar ediyorum. Noel’in bizimle hiçbir ilgisi yok. Ama yılbaşını makul şekilde kutlayabilirsiniz. Elbette ki içkisiz ve dağıtmadan. 2012 yılının hepimize sağlık ve mutluluk, ülkemize huzur ve barış getirmesini diliyorum. Bütün güzellikler, benim güzel milletimin olsun. Amin!
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Valerie'nin korkusunu gözlerimle gördüm
-Güneş Gazetesi
|
Fransa'nın yüz karası olarak tarihe geçen ve bırakın Avrupa Birliği kriterlerini, insanlık, hak, hukuk kriterlerini ihlal eden yasanın iki mimarı var. Biri, iki yüzlü Sarkozy, diğeri yasa teklifinin mimarı, Diaspora'nın Fransız Meclisi'ndeki maşası Sarkozy'nin Milletvekili Valerie Boyer. Türk düşmanı bu ikili, akıl almaz oyunlarla, dansöz gibi kıvırtarak Noel tatiline denk getirdiği tasarıyı, 577 milletvekilinden sadece 70'inin bulunduğu gün oyladı. Valerie'nin şovundan sonra tasarı, 30 kadar milletvekilinin oyu ile kabul edildi.
EKRANDAKİ KORKU
Oylama günü Show TV'deki akşam haberlerini izlediniz mi bilmiyorum. Ben Ali Kırca'nın yerinde olsam, oylamadan sonra Korcan Karar'ın 'Ben Türk Televizyoncusuyum' diyerek mikrofonu uzattığı Valerie'nin o andaki 3-5 saniyelik görüntüsünü sık sık ve her gün defalarca yayınlarım. Valerie ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırdı. Korktu. Panikledi. Çirkin tezgahlar yapanların korkusu içinde ve kaçarcasına asansörlere doğru kendini attı. İşte yalancıların, sahtekarların korkusu bu korkudur sevgili okuyucularım. Bu korkudur çünkü...
HALKINA İHANET EDİYOR
Çünkü Valerie adındaki bu kadın, bırakın bizi, kendi tarihine, kendi milliyetine, kendi ailesine ihanet eden bir kadındır. Babası Cezayir'li, annesi Tunus'ludur. Yüzbinlerce Cezayirliyi katleden Fransızların elinde kahramanlık taslamaktadır. Utanıp sıkılmadan, 'Fransa, Cezayir'de katliam yapmamıştır' diyor. Fransız askerlerinin Paris'in göbeğinde yüzlerce Cezayirliyi kurşuna dizmesini bilmezden geliyor. Kendi vatanına, kendi milletine, kendi tarihine ihanet ediyor. Yalan söylüyor. Bize niye yapmasın ki? Niye Diaspora'nın maşası olmasın ki?
BUNLARLA İŞİMİZ ZOR
Valerie Boyer, 'AB kapısını çalan Türkiye'nin sert tepkisini anlamakta güçlük çektiğini' söylüyor. Utanmaza bakın!... Yani kapıda kalırsınız demek istiyor. Bu tehdidi yüzü kızarmadan yapabiliyor. Bizim bu haysiyetsiz insanlarla işimiz çok zor sevgili okuyucularım. Bu insanlar, Sarkozy gibi seçim kazanmak uğruna kendi devletlerinin şerefini iki paralık ederek ayaklar altına alabiliyor. Demokrasilerini, hak ve özgürlükleri hiçe sayabiliyor. Ağır şekilde yaralıyor. Ben, onurlu Fransız halkının bu insanlardan hesap soracağına inanmak istiyorum.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Asıl Fransa'nın işi çok zor
-Güneş Gazetesi
|
Hadi bakalım Fransa, uygula bu kanunu... Şimdi Fransız Millet Meclisi’nde 3-5 milletvekilinin kabul ettiği bu soykırımı inkar yasası, 22 Şubat 2012'de Fransız Senatosu'nda da kabul edilirse yürürlüğe girecek. O zaman ne olacak? Türkiye Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir bakanı veya bir Türk vatandaşı Fransa'da, 'Soykırım yapılmadı' derse tutuklanıp hapse atılacak. Binlerce Türk meydanlara fırlayıp 'Soykırım yapılmadı' diye haykırırsa zindanlara tıkılacak. Öyle mi? Hadi bakalım Fransa, uygula bu insanlık dışı kanunu.
FRANSA ÇILDIRMIŞ
Evet Fransa çıldırmış sevgili okuyucularım. Seçimi kesinlikle kaybedeceğini anlamış olan Sarkozy, 600 bin Ermeni'nin oyuna göz dikmiş. Ermeni oyları gelsin de Fransa ne olursa olsun. Fransa'nın geleceği, vakuru, ciddiyeti, şerefi, ağırlığı Sarkozy'nin umurunda mı? Bu yasa teklifini Fransız Meclisi'nde okuyan ve savunan Sarkozy'nin milletvekili Valery Boyer adındaki kadın yalan da söylüyor. Bu kanun başka ülkelerde de var, diyor. Böyle, sadece ve sadece Sarkozy'e yakışan ucube bir kanun, Fransa'dan başka hiçbir ülkede yok.
İLK İMZAYA BAKIN
Bu tasarının başındaki ilk imza kimin biliyor musunuz? Patrik Deveciyan'ın. Bu adam, Türk diplomatlarını şehit eden Ermeni terör örgütü ASALA'nın avukatı. Ermeni asıllı Patrik Deveciyan uzun yıllar eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın avukatlığını da yaptı. Sözde Ermeni soykırımının en ateşli savunucularından ve diaspora Ermenilerini yöneten ilk isim. Sarkozy'nin sağ kolu, milletvekili ve danışmanı. Sonra utanmadan 'Bu kanun Türkiye'ye karşı değil' diyorlar. Çünkü yalancılar, çünkü adiler... Türkiye Cumhuriyeti’ne meydan okumaya kalkışıyorlar.
HADİ BAKALIM
Meydansa meydan. Hadi bakalım. 22 Şubat’ı beklemeye hiç gerek yok. Değil mi ki Fransa bu çirkin adımı attı. Başta hükümet ve yerel yönetimler olmak üzere, hepimize düşen görevler var. Çok dikkatli olmalıyız. Ticaret çok önemli. Fransız malları yine gelsin. Gelsin ama raflarda kalsın, raflarda çürüsün. Boykotu biz yapacağız, hükümet değil. Fransa'nın Cezayir'de yaptığı vahşet ve katliamın anıtlarını biz dikeceğiz, hükümet değil. Dünya'nın her yerinde, önünde arkasında 'Çirkin Mösyö, çirkin Fransa' yazılı tişörtler giyip, sırtımızdan çıkarmayacağız.
ÇOK ZOR BİR 6 AY
Önümüzde çok kritik günler var sevgili okuyucularım. Fransız Meclisi'nde konuşan Valery Boyer, Avrupa Birliği ülkelerine de aynı yasayı çıkarma çağrısı yapıyor. Bu çağrı çok çok önemli. Bu demektir ki Temmuz 2012'den sonraki 6 ay bizim için çok zor bir dönem olacak. Neden? Çünkü 1 Temmuz 2012'den itibaren Kıbrıs Rum yönetimi, AB'de dönem başkanlığını devralacak. Diaspora ile zaten elele olan Rumlar, atağa kalkacaklar. Bu tür yasaların bütün AB ülkelerinde çıkması için bütün güçleriyle çalışacaklar. Daha kimbilir önümüze neler neler koyacaklar. Sıkı duralım ve bütün oyunlara hazır olalım.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Irak'ta şimdi de mezhep kargaşası
-Güneş Gazetesi
|
ABD'nin, özgürlük ve refah vaat ederek girdiği ve enkaza çevirdikten sonra çekip gittiği Irak, şimdi de iç savaş tehlikesi ile karşı karşıya. Siyasetteki, ABD'nin desteği ile ayakta duran çarpık oluşum, ülkeyi tam bir kardeş kavgasının eşiğine getirdi. Aslında, Suniler ile Şii'ler arasında başlaması beklenen mezhep çekişmeleri, devletin en tepesindeki kurumlara kadar sıçradı. Irak Yüksek Yargı Konseyi, Sünni Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık El Haşimi hakkında tutuklama emri çıkararak, yurt dışına çıkış yasağı getirdi.
TALABANİ RAHATSIZ
Irak'ı karıştıran iddia, Kasım ayı sonunda Şii Başbakan Nuri El Maliki'ye yönelik bombalı saldırının arkasında, sunni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi'nin korumalarının olduğu iddiasıydı. Son olay da şu: Başbakan Nuri El Maliki, kendisini Saddam Hüseyin'le mukayese ederek 'Saddam bundan çok daha iyiydi' diyen yardımcısı Salik El Mutlak’ın derhal görevden alınmaması halinde, istifa edeceğini açıkladı. Dizginlere hakim olmaya çalışan Cumhurbaşkanı Talabani'nin bütün bu gelişmeler karşısında ülkeyi kaostan koruyabileceği şüpheli.
SEVİNEMEDİLER BİLE
Gelişmeleri büyük bir dikkatle ve tarafsız görünerek izleyen Barzani ise siyasi gözlemcilere göre en doğrusunu yapıyor. Türkiye nedeniyle bağımsızlık ilanını hiç düşünmeyen Barzani, bölgesindeki gücünü muhafaza ederek mezhep çatışmasına karışmak istemiyor. Amerikan askerlerinin Sünni’lerle Şii’ler arasında tampon görevi yaparak engellediği çatışmaların her an yeniden alevlenmesinden korkuluyor. Iraklıların şansına bakın sevgili okuyucularım. Ülkelerini kan gölüne ve harabeye çeviren Amerikalılardan kurtulduklarına sevinemediler bile...
ALLAH IRAK'I KORUSUN
Mezhep çatışmalarının bir iç savaşa dönmesi halinde ırak'ın ve Iraklıların uğrayacağı zarar bugüne kadar görülmemiş cinsten olacaktır. Özellikle Şiilerin akıllarını başlarına toplamaları ve Şii Başbakan Nuri El Maliki'nin gerginlik politikasından vazgeçmesi gerekiyor. Yoksa bölgede çakılacak bir kibrit bütün Ortadoğu için büyük bir yangının başlangıcı olabilir. Şimdi değil ama yakın gelecekte Irak'ın bir çıbanbaşı olarak büyük tehlikelere gebe olduğunu söyleyebilirim. Allah, yıllardır Amerikan mezalimi altında inleyen Iraklıları korusun.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
'Vaaz ver şov yapma'
-Güneş Gazetesi
|
14 Ağustos günkü gazetede yayınlanan yazımda 'Çok üzülüyorum. Dinimiz üzerinde, inançlar üzerinde şov yapanlara, çok ama çok sinirleniyorum. Bu insanların abuk sabuk söylemleri, maalesef medyamızın da hoşuna gidiyor. Bu saçma sapan lafları ciddiye alarak insanlarımızın kafasını karıştırıyorlar. Son zamanlarda görüyorum ki ekranlarda gerçek Allah dostu hoca efendiler, din adamları yok. Ekran maymunu olmuş, bir an önce köşeyi dönmek isteyen sözde vaizler var. Sanki şovmenler... Bunun sorumlusu Diyanet'tir. Diyanet, buna engel olmalıdır' demiştim.
GÖNÜL DİLİ KAYBOLDU
Bazı dostlarım 'Abartmışsın Hocam' dediler. Özellikle 'Şov yapıyorlar' sözümü abartılı bulmuşlar. 'Şov kelimesi ağır olmuş' dediler. Bunu ben tam 4 ay önce yazmıştım. Birkaç gün önce, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez aynen şu sözleri söyledi: 'Şimdiki modern zamanlarda vaizlik mesleği talkshow ile show ile muallel olmuştur. İslam medeniyeti bir söz medeniyetidir. Söz hakikattir. İmaj, sözün değerinde değildir ve olamaz. Vaazlarda gönül dili kaybedildi. Bütün insanları kapsayacak dili kaybettik. Özellikle genç kuşaklara ulaşacak bir dil ve üslup arayışı içerisinde olmalıyız.'
DEMEK Kİ 'ŞOV' MUŞ!
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Görmez, bu sözleri Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından Ankara’da düzenlenen Vaaz ve Vaizlik Sempozyumu’nda söyledi. Vaizleri uyardı. Bir din adamının nasıl konuşması gerektiğini çok güzel sözlerle anlatırken kısaca 'Vaaz verin, şov yapmayın' dedi. Yani benim söylediğimi söyledi. Demek ki ben abartılı değil tam tersine gerçeği yazmışım. Gerçek şu ki, vaazlarda gönül dilini kaybederseniz iş şova döner. Gençlere, sadece ve yalnız gönül diliyle ulaşabilirsiniz. Şov yaparak değil...
NELER YAZMIŞTIM
Bu işler çok önemlidir sevgili okuyucularım. İmamlar, vaizler, hafızlar, kısaca bütün din adamları, toplum için çok önemli görevler yapıyorlar. Toplumun gözü onların üzerinde. Neler yazdım hatırlarsınız. Camide şarkılarla türkülerle yaş gününü kutlayan imamlar... Motorsıklet bağımlısı imamlar. Özellikle Ramazan aylarında ekranlarda boy gösterip TV sunucularının istediği her şeyi söyleyerek ekran maymunu gibi şov yapan sözüm ona din adamları... İnsan gerçekten üzülüyor. Diyanet de “şov” dediğine göre, bu çirkinlik artık bitecek demektir.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Fransa, tepkimizi göze alabilir mi?
-Güneş Gazetesi
|
Fransa, ciddi bir devlet olup olmadığını, 22 Aralık 2011 günü gösterecek. Fransa, Diasporaídan korkup korkmadığını da aynı gün gösterecek. Bakalım neler olacak? Bakalım Fransa, bir avuç Ermeniínin önünde boyun eğecek mi? Bakalım Ermenilerin para ve rüşvetleri, anlı şanlı Fransa Meclisiíni satın alabilecek mi? Hepsini göreceğiz. Tarih, aklıselim ve dürüstlük mü kazanacak, yoksa sahtekarlık, yalan ve alavere dalavere mi kazanacak?.. Hepsini göreceğiz. Koskoca Fransa, bakalım Sarkozy Efendinin Fransaísı olup küçülecek mi? Yoksa bir tarihe imza mı atacak?
HANGİ HUKUKTA VAR?
Evet sevgili okuyucularım, Fransa Meclisi, Ermeniílerin soykırım iddialarının reddini suç sayan yasa teklifini 22 Aralık 2011 günü görüşecek ve oylayacak. Yasa eğer kabul edilirse Fransaída ìTürkiyeíde Ermeni soykırımı olmamıştırî demek suç sayılacak. Komikliği, rezaleti, haksızlığı ve iğrençliği görüyor musunuz? Ben Fransaída biriyle veya bir toplantıda konuşurken ìTürkiyeíde Ermeni soykırımı yapılmadıî dersem tutuklayıp içeri atacaklar. Hangi tarih yazıyor bunu? Hangi tarihçi söylüyor? Hangi hukukta böyle bir şey var?
PAHALIYA PATLAYACAK
Fransız Meclisi, bu yasayı kabul ederse, Fransız adaletini korkunç bir adaletsizliğe mahkum edecek. Bir insan, olmayan bir şey için ìolmadıî derse mahkum olacak. Dürüstlüğün yani yalan söylememenin karşılığı zindana atılmak olacak. Fransa, bu konunun iki ülke ilişleri açısından son derece hassas ve ciddi olduğunu anlamak zorundadır. Bu konu, Paris başta olmak üzere Fransaínın orasına burasına dikilmiş soykırım anıtlarına benzemez. Diasporaíyı kazanmak uğruna Türkiyeíyi kaybetmek Fransaíya çok pahallıya patlar.
BU UTANÇ ANITI OLUR
Fransa, sadece bir iddiayı tamamen doğru kabul ederek Türklere ve Türkiyeíye karşı bu akıl, vicdan ve hukuk dışı yasayı kabul ederse, Türkiyeínin devlet olarak ve Türklerin millet olarak göstereceği tepkileri göze almalıdır. Fransa, bu tepkilerin altında ezilip kalacaktır. Türkiyeínin, Diaspora ve onun kuklası Ermenistan olmadığını büyük bir pişmanlık yaşayarak anlayacaktır. Bekleyip göreceğiz. Şunun şurasında 3-5 gün kaldı. Bakalım Fransa, doğru yolu bulabilecek mi?.. Yoksa tarihine, Cezayir soykırımından sonra bir utanç anıtı daha mı dikecek?
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Onlar, en fazla 3 yıl yaşıyorlar
-Güneş Gazetesi
|
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün PKK terör örgütü ile ilgili olarak yaptığı araştırma ve çeşitli çalışmalar çok ilginç sonuçlar verdi. Terör örgütüne militan toplayan çeşitli yandaşlar var ya, işte onlar artık militan bulmakta zorlanıyorlar. Ellerine silah verilen çocukların yaşı 13'e düşmüş. Barış ve Demokrasi Partisi Milletvekillerinin tahrik ederek sokaklara döktüğü polise taş atan çocuklar var ya, onların çoğu şimdi terörist. Zavallıları ellerine silah verip dağa gönderiyorlar. 13- 15 yaşında. Dağa çıkanın hayatı bitiyor. Ya ölecek, ya öldürecek.
EKMEĞİNİ PAYLAŞIYOR
Öyle kaçmak filan kesinlikle mümkün değil. PKK'lı hainlerin elebaşları, örgütteki çözülmeyi önlemek için teröristlere yalan üstüne yalan söylüyorlar. Yakaladığı çocuk teröristin üşüdüğünü görünce sırtındaki parkasını teröriste saran askerlerin, teslim olan veya yakaladıkları her teröristi öldürdüklerini söylüyorlar. Bunlar böyle şerefsiz yaratıklar. Halbuki Mehmetçik teslim olan teröristlerin yaralı olmaları halinde elindeki imkanlarla yaralarını sarıyor. İlaçlarını veriyor. Katığını, ekmeğini, yemeğini, suyunu paylaşıyor.
YAZIK O İNSANLARA
Yani kısaca, teslim olan teröristler, açlıktan, susuzluktan, hastalıktan, insanlık dışı muameleden, örgütün zulmünden ve en önemlisi de ölümden kurtuluyor. Ya çatışmada ölecek, ya örgüt öldürecek. Kurtuluşu yok. İşte teslim olanlar, bu korkunç sondan kesinlikle kurtuluyor. PKK'nın içinde, böyle çocuk yaşta örgüte tehdit edilerek ya da kaçırılarak zorla sokulmuş kim bilir kaç çocuk var. Anaları, babaları kardeşleri perişan. Kayboldukları günden beri tek kelime haber alamadıkları evlatlarının hasretiyle yaşıyorlar. Yazık o insanlara!..
ÖNCE TAŞ, SONRA SİLAH
Evet, PKK'nın, kandırarak veya kaçırarak militan yaptığı çocukların yaşı 13'e kadar düşmüş. Tabii bu yaştaki çocuklar, çok kolay kandırılıyor. Ellerine de 3-5 kuruş para verdiler mi al sana militan, al sana canlı bomba. Hainler, önce polise taş attırarak eğitim yaptırıyorlar, sonra Molotof kokteyli, sonra silah. Eğitim sistemleri böyle. Taş atanların başlarında da kimlerin olduğunu biliyorsunuz. BDP milletvekilleri... Asıl korkunç notu şimdi vereceğim. Bu çocuk teröristler dağda ortalama kaç yıl yaşayabiliyorlar biliyor musunuz? En cok 3 yıl. Yani 13 yaşında militan olup, 16- 17 yaşında ölüyorlar. Yazık o anaların, o babaların, o bacıların yaşadıklarına…
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Türk askeri işgalci ha?
-Güneş Gazetesi
|
Bay Ertuğrul Kürkçü! Siz 1974 Barış Harekatından önce militan papaz Makarios ve Yunanlı çeteci general Grivas komutasındaki EOKA çetecilerinin Kıbrıs'ta Türklere karşı nasıl bir dehşet yarattıklarını bile bile; Geceleri Türk köylerini basıp toplu katliamlar yaptıklarını ve bu köylerde öldürülen Türklerin toplu mezarlarının bulunduğunu bile bile; Camilerin yakılıp yıkıldığını bile bile; Türk askeri doktorun eşi ve 3 çocuğunun evlerinin banyosunda barbarca katledildiklerini bile bile; Sampson denilen EOKA çetecisinin Makarios'u devirip Kıbrıs'ı Yunanistan'a ilhak ettiği açıklamasını bile bile...
BEYNİNİZE BAKTIRIN
Rumların ve Yunanlıların daha yüzlerce silahsız Türk'ü nasıl kaçırıp katlettiklerini bile bile; Rum ve Yunan askerlerinin Türkleri adada tamamen yok etmek, tam bir soykırım yapmak için bir iç savaş başlattıklarını bile bile; Türk Ordusunun adadaki Türkleri korumak için, Londra ve Zürih anlaşmalarının verdiği hakka dayanarak adaya müdahale ettiğini bile bile; Ordumuzun bu savaşta 500'e yakın şehit verdiğini bile bile “Türk Ordusu Kıbrıs'ta işgalcidir” diyebiliyorsunuz. Öyle mi? İşgalci ha!.. Siz beyninizdeki su durumunu bir kontrol ettirsenize...
KEMİKLERİ SIZLATTI
Evet sevgili okuyucularım, Rumların, Yunanlıların, Ermenilerin Avrupa'da ve Dünya'daki tüm Türkiye ve Türk düşmanlarının Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Milletvekili Ertuğrul Kürkçü'yü ayakta alkışladıklarını duyuyor gibiyim. TBMM çatısı altında, Kıbrıs Barış Harekatı'nı “işgal” diye nitelendiren bu milletvekili, şehit askerlerimizin ve mücahit şehitlerimizin kemiklerini sızlatmıştır. Kürkçü, adada Barış Harekatı öncesinde oluk gibi akan kanın, harekatla birlikte durduğunu ve 38 yıldır bir damla kan dökülmediğini görmüyor mu?
ÇETECİLER ŞİMDİ NERDE
Neden acaba? Kana susamış katiller ellerini tetiklerden niye çekti? EOKA çetecileri neden şimdi Türk köylerini basamıyor? Oradaki Mehmetçiğin varlığından... Kendilerini Kıbrıs'ın tek hakimi ve Kıbrıs adında bir devletin var olduğunu sanan Rumlar, bu ısrarlarından vazgeçince, iki toplum birbirlerine, haklarına ve hukuklarına saygılı bağımsız bir Kıbrıs Devleti kuruncaya kadar bu böyle devam edecek Bay Kürkçü!. “Kıbrıs'ta Türk askeri gücünü istemiyorlar” dedikleriniz de sizin gibi bir avuç Türkiye düşmanı beyin zaaflı insandan ibarettir.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
AB'de olmadığımıza şükrediyorum
-Güneş Gazetesi
|
Evet sevgili okuyucularım, bakmayın birlik ve beraberlik görüntülerine, anlı şanlı Avrupa Birliği çatır çatır çatırdıyor. Çatırdama sesleri artık net bir şekilde duyulmaya başlandı. Bu sesler sadece dayanılmaz bir kriz yaşayan ülkelerden mi geliyor? Hayır!. AB'nin iki güçlü ülkesi gibi görünen, sık sık ellerini kaldırarak, zafer ve başarı görüntüleri veren iki ülke, Almanya ve Fransa'da bile bu çatırdama sesleri güçlenmeye başladı. Dikkat edin duyulmaya demiyorum, güçlenmeye diyorum. Çünkü beklenen 'Son' görünüyor.
TEHLİKE ÇANLARI
Bu 'Son' ne zaman olur bilemiyorum, ama görünüyor. Almanya'da son kamuoyu yoklamaları AB açısından tehlike çanlarının nasıl şiddetlendiğini gösteriyor. Alman halkının yaşanan borç krizi ve dayanılmaz kaoslar nedeniyle Avrupa Birliği’ne ve Euro'ya duyduğu güven son derece azaldı. AB’siz daha iyi olacaklarına, ekonomilerinin daha düzeleceğine inanan Almanların sayısı ne kadar biliyor musunuz? Sıkı durun. Yüzde 46. Yani 100 Alman vatandaşından 46'sı Avrupa Birliği’nin dışında bir yaşamın hem kendileri, hem ülkeleri için daha iyi olacağına inanıyor.
BATAK FATURALARI
Daha durun bitmedi. Her 100 Alman'dan 51'i Euro'nun geleceğini olumsuz görüyor. Yüzde 75'i ise kendisini, Avrupalıdan çok Alman görüyor. Bu kamuoyu yoklamasını ve araştırmayı kim yaptı biliyor musunuz? Almanya'nın en ciddi gazetesi Bild yaptı. Ve Bild'in, araştırma sonuçlarını açıklamasıyla ortalık karıştı. Almanya ve Fransa, borç batağındaki ülkeleri ve özellikle Yunanistan ile Kıbrıs Rum Kesimi'ni bu bataktan çıkarmaya çalışırken 27 üyeli topluluğu riske atıyor. Batağa sürüklüyor. Topluluğun bütün ülkeleri, batak faturalarını ödemekten bıktı.
ŞÜKÜRLER OLSUN
Merkel ve Sarkozy'nin batağa sürüklediği Avrupa Birliği'ne, Uzak Doğu'dan sürpriz bir destek geldi biliyorsunuz. Çin, borç krizini aşması için AB'ye daha fazla yatırım yaparak yardımcı olacak. AB'yi bu yardım elleri ayakta tutuyor. Çatırdayan birliğin 2012 Dönem Başkanı olacak Kıbrıs Rum kesimi, AB'den para alamazsa, memur maaşlarını ödeyemeyecek. Bunlar da hala bu Rumlara destek vermeye devam ediyorlar. Bu 'Beyinsizler Takımı', Rumlar ve Ermeniler ne isterlerse onu yapıyorlar. Allahım, AB'de olmadığımız için sana şükürler olsun.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Siyasette 'Biat' tartışılamaz bile
-Güneş Gazetesi
|
Bilen bilmeyen konuşuyor. Bilmeden konuşanlar da tabii hata üstüne hata yapıyor ve bir kaşık suda fırtına koparıyorlar. Bizim her işimiz böyle. Güzel Türkiye'mizin toplumsal sorunlarda boşa harcanacak bir saniyesi yokken, bir kelimenin peşine takılıp günlerce sürüklenip gidiyoruz. Ne kazandıracak? Hiçbir şey. Ama doğrusunu öğrenmekte de fayda var. Ekranlarda, gazetelerde günlerdir tartışılan kelime; Biat... AKP Osmangazi İlçe kongresinde konuşan Refik Özen'in 'Biz Başbakanımıza biat etmiş insanlarız' sözleriyle konu gündeme taşındı.
KİMSEYE BİAT OLMAZ
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç da kongreyi izliyordu. Bülent Bey kürsüye fırladı ve konuşmacının biat sözüyle ilgili açıklama yaptı: 'Biat etmek partimizin kültüründe yok. Ben Tayyip Erdoğan'a biat etmemiş bir adamım. Biat dini bir kavramdır. Hukuki bir kavram değildir. Biatı bir siyasi parti genel başkanı için kimse kullanmamalı. Böyle inanıyorsa bile kullanmamalı. Bunu, benim Erbakan Hoca'ya yapmam lazımdı. Evine gittim. 4 saat konuştum. Elini öptüm, ayrıldım. O zaman dedi ki birileri, 'Erbakan Hoca'ya biat ediyor. Ben biat etmedim, edilseydi ona ederdim.'
Önce biat nedir ona bakalım. Dinimizde sadece Peygamber Efendimize biat edilmiştir. Dini bir kavramdır. İslamın ilk zamanlarında Hazreti Muhammed’in elini tutarak ona dinen bağlandığını göstermek için yapılan harekettir. Hazreti Muhammed, insanlığa gönderilen son peygamber olduğu için biat onunla birlikte sona ermiştir. Resulullah, önemli dini-siyasi olaylar arefesinde veya İslamiyeti kabul eden kimselerle ilk defa görüştüğünde biat almıştır. Biat, Hz. Peygamberin vefatından sonra, daha çok siyasi bir karakter kazanmıştır.
NE ALAKASI VAR
Kazanmıştır ama, Peygamberimiz zamanındaki biatla, siyasi olarak kullanılan biatın elbetteki hiçbir ilgisi ve ortak anlamı yoktur. Olamaz. Tamamen dini olan bir kavramı, siyasi amaçla kullanırsanız, işte böyle kavram kargaşasına sebep olursunuz. Peygamber efendimize biat edenler 'Senin getirdiğin dine inanıyorum. Seni sonuna kadar savunacağım' diyorlar. Siyasette böyle bir şey mi var? Bugün O, yarın bir başkası lider? Bir gün O'na, bir gün başkasına mı biat edeceksiniz? Dedim ya bilen bilmeyen konuşuyor. Harcanan zamana yazık.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Bu vicdansızlara verilecek cezayı merak ediyorum
-Güneş Gazetesi
|
Evet gözünü para hırsı bürümüş, günah nedir bilmeyen Allahsız ve vicdansızlar sonunda bunu da yaptılar. Peygamber ocağında canını bu vatana, bu millete adamış Mehmetçiklere, domuz ve at eti yedirdiler. Haberi okuyunca tüylerim diken diken oldu. Lanet olsun size dedim. Sabah Gazetesi'nde yer alan habere göre olay Edirne-Keşan’daki 4’üncü Mekanize Piyade Tugayı’nda yaşandı. Tugayda tüketilen gıdalar orduya ait laboratuarlarda incelendi. Ayrı ayrı üç kez yapılan testler, hamburger, tost gibi ürünlerin içinde, domuz ve at eti olduğunu ortaya koydu.
RESMİ RAPOR VAR
Askeri uzman veteriner hekim, besin hijyeni ve tetkik uzmanı ve biyolog tahlil uzmanı tarafından hazırlanan raporda aynen şöyle diyor: Komutanlığımız laboratuarlarında yapılan analizler neticesinde; tostlardaki sucukta domuz, hamburger numunesi içerisindeki köftede ise at ürünü tespit edilmiştir. Analizler değişik günlerde 3 kez yapılmış aynı bulgu elde edilmiştir. Bu gıdaları silahlı Kuvvetlere satan firma ise, rakip firmanın oyunu diyor. Öyledir, değildir araştırılıyor. Sonuç, vicdansız eller, Mehmetçiğe bu etleri yedirdiler.
Sabah sabah bu haberin öfkesiyle gazeteleri karıştırırken bir başka haberle yeni bir şok yaşadım. Macaristan’dan ithal edildi diye gösterilerek, deli dana riski taşıyan ülkelerden hayvan ithal edildiği ortaya çıkmış. Bu ne korkunç şeydir sevgili okuyucularım. Hayvanları temiz ve güvenli bulunan Macaristan'dan hayvan ithaline izin veriliyor. Ancak, gözü paradan başka bir şey görmeyen pislikler bunu fırsat biliyor. Macaristan'dan getirilen ithal sığırlarla ilgili belgelerde tahrifat yaparak, riskli ülkelerden ithalat yapıyorlar.
PİS YARATIKLAR
Tabii bu vicdansızlara Macar yetkililer de göz yumuyor. Deli dana riski taşıyan ülkelerden alınan hayvanları Macar sığırı diye gösteriyorlar. Dini imanı para olan insanlar her ülkede var. Vicdanı ve inancı bulunmayan, Allah korkusu olmayan insanlar bunu yapıyor. Şimdi, askerlerimize domuz ve at eti yedirenlerle, deli dana riski taşıyan etleri ithal edip soframıza koyan yaratıklara ne cezalar verilecek çok merak ediyorum. Bu adamları bozuk parayla dolu bir çukurun içine atıp çırpınışlarını seyredeceksin. Bu öfke başka türlü dinmez.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Rus füzeleri de kurtaramayacak
-Güneş Gazetesi
|
Beşar Esad neye hazırlanıyor? Bir savaşa mı? Böyle bir görüntü veriyor ama, bu, tamamen sanal bir görüntü. Önden bakarsanız öyle, arkadan bakarsanız korku ve endişe. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat, arkasına geleneksel müttefiki Rusya'yı alarak, ülkesini muhalifler için cehenneme ve kan gölüne çevirme barbarlığını sürdürüyor. Beşar Esad'ın, en yakın komşusu Türkiye'den, Arap Birliği'nden ve Batı'dan gelen çok ciddi ve demokratik uyarılara kulaklarını tıkamasının nedeni işte budur. Rusya'nın her platformda verdiği güçlü destek...
FÜZELER UMUT MU?
Ortadoğu'nun durumunu dış politika uzmanı dostumla en son gelişmeler ışığında yeniden konuşuyoruz. Rusya, şimdi bu geleneksel dostuna son anlaşmalar kapsamında sesten hızlı füzeler verdi. Bir Rus askeri kaynak 'Savaş gemilerine karşı kullanılan sesten hızlı kruvazör füzelerinin Suriye'ye gönderildiğini, karadan karaya füzelerin de gönderileceğini' açıklıyor. Yani Suriye bu konuşlandırma ile bütün kıyılarını saldırıya (!) karşı koruyabilirmiş! Rusya, bu füze satışında ABD'nin uyarılarını da dinlemiyor ve sevkiyata devam ediyor.
PİLİ ER-GEÇ BİTECEK
Bunun sonu ne mi olacak? Hiçbir şey... Beşar Esad'ın gücü sadece ve sadece kendi halkına yetecek. O da nereye kadar? Önce şunu söyleyeyim. Ülkesini kan gölüne çeviren, halkına kan kusturan ve kendisini lider zanneden böyle bir adamın pili er geç bitecek. İşte bundan sonrası Esad'ın elinde. Kendi kaderini kendi tayin edecek. Zaman daha da geçmeden halkı ve kendi için en hayırlı kararı verir ve çekilirse mesele yok. Ama bu ihtimal çok zayıf görünüyor. Demokrasi, özgürlük ve sandık vaat edip, halkının üzerine mermi yağdırıyor.
KURTULAMAYACAK
Hem halkını, hem Dünya kamuoyunu kandırdığını zannediyor. Şimdi bazı tartışmalara şahit oluyorum. Efendim Beşar Esad kolay kolay gitmezmiş. Daha uzun bir süre direnecekmiş. Bunu söyleyenler Saddam, Kaddafi ve Arap ülkelerinin diğer güçlü liderlerinin sonlarını unutmuşa benziyorlar. Hiç şüphe yok ki Beşar Esad çok yakın bir gelecekte gidecek. Rus füzeleri de başka tehditleri de onu devrilmekten kurtaramayacak. Yazık! Bu yüzyılda hala halkının gücü ve desteğiyle değil, tank, top, füze gücüyle ayakta kalabileceğini sanan zavallıalar var.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Bu ceza, hemen kanuna girmelidir
-Güneş Gazetesi
|
İstanbul’da bir belediye otobüsünde yanarak can veren Serap Eser kızımız molotof kokteyli kurbanı olmadı mı? Gaziantep’te bir öğrenci servisinde hayatlarını kaybeden evlatlarımızın ölümünde bombaların yanı sıra molotofkokteylleri de önemli bir rol oynamadı mı? Bir çok şehrimizde binlerce işyeri, başı gözü örtülü hainlerin attıkları molotofkokteylleri ile yanıp kül olmadı mı? Çatışmalarda polisler, sivil insanlarımız molotof kokteyllerinin alevleri arasında kalmıyor mu? Molottofkokteyli can almıyor mu? O zaman can alan şey, silah değil midir?
OLUMLU BİR KARAR
Çeşitli Ağır Ceza Mahkemelerimizin son günlerde verdikleri, molotofkokteylini silah sayan kararları son derece isabetli ve vicdani kararlardır. İlk olarak Van Ağır Ceza Mahkemesi, 4 molotofkokteyli ve havai fişekle yakalanan iki sanığa “Terör örgütüne silah sağlama” suçundan 12.5’ar yıl hapis cezası verdi. Özel Yetkili Van Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği, terör örgütü PKK’nın şehir yapılanması KCK soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla hakkında dinleme kararı bulunan iki militanın Molotof kokteyli hazırladıklarını tespit etti.
BUNLAR OYUNCAK MI?
Militanlar, masum insanların canını alan molotof kokteylleri için ‘Yanımda tatlı getireyim mi?’, ‘Çok güzel meyve suları yaptık. İkisi hazır’ gibi şifreli sözler kullanıyorlardı. Bu ‘Tatlı’ ve ‘Güzel meyve suları’ insanlarımızın canını alan molotof kokteylleri idi. Bunlar silah değil de nedir Allah aşkına? Bunlar oyuncak mı? Silah sayılması için illaki mermi mi atması lazım? İşte ilk olarak Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi, molotof kokteyllerini ‘Silahlı terör örgütüne silah sağlama’ suçu olarak kabul etti. Şimdi bu ceza yaygınlaşıyor.
KANUNA GİRMELİ
Evet, molotof kokteyli, ‘Silah’ tanımıyla en kısa zamanda Ceza Kanunu’muzda yerini almalıdır. Hatta bazı uzmanlar, bu silahın bomba olarak kabul edilmesini ve kullananlara karşı güvenlik güçlerine silah kullanma yetkisi verilmesini istiyorlar. Konu en kısa sürede tartışılıp sonuca bağlanmalıdır. Caydırıcılık böyle sağlanır. Şehrin göbeğinde elini kolunu sallayarak molotof kokteyli atan hainler, yakalanıp en az 10 yıl cezaevine gireceğini bilmelidir. Ben Ağır Ceza Mahkemelerinin kararını çok olumlu ve çok yerinde bir karar olarak buluyorum.
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Kosova'daki bu sesi susturmayalım
-Güneş Gazetesi
|
'Burası ailem. Aileme ziyarete geldim. Rumeli bizim diyarımız, Kosova bizim sılamız, Prizren bizim evimiz. Prizren, bir kültür merkezi Prizren Medeniyetimizin Biblo Şehri.' Bu sözler Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun sözleri. Kosova'nın, Osmanlı eserleriyle süslü Prizren şehrinde söylüyor. Şimdi size bir de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in Prizren Şehir Parkı'nı açarken yaptığı konuşmadan bir paragraf verdikten sonra asıl konuya geçeceğim. 'Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman Kosova'nın ve Prizren Şehrinin Yanındayız. Arkasındayız. Kosova'yı çok seviyoruz.'
O ZAMAN HADİ GÖREVE
Evet şimdi, Prizren şehrine güzel vaatlerde bulunan başta Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek olmak üzere herkesi desteğe çağırıyorum. Yüz binlerce kişinin Türkçe iletişiminde önemli rolü olan Prizren Radyosu susmak üzere. Maddi sıkıntı gırtlağa dayanmış. 40 yıldır, Türkçe ve Arnavutça yayın yapan radyo, yayınlarını asgariye indirdi. Bütün çabalara rağmen hiçbir yerden destek sağlanamadı. Türk toplumunun en yoğun yaşadığı Prizren'de Türkçe yayın yapan bir radyonun kapanması bana acı veriyor. Radyo yetkilileri Türkiye’deki birçok kuruma yaptıkları yardım ve destek başvurularının yanıtsız kaldığını söylüyorlar. Prizren şehrinin Türkiye'de birçok kardeş şehri var. Bölgedeki Türklerin iletişimine büyük katkılarda bulunan bu radyonun Türkiye için de önemini anlatmaya gerek yok. Onun için bu radyonun susmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Bu radyo susmasın. Herkes üzerine düşen görevi yerine getirsin. Bu radyoyu yaşatmak için öyle büyük bir bütçeye gerek olduğunu hiç sanmıyorum. Yeter ki ilgilenelim. Çünkü ilgilenen yok...
BU GÖREV HEPİMİZİN
Dışişleri’nin, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, Prizren'in kardeş kentlerinin acilen harekete geçmelerini istiyor ve bekliyorum. Bu radyo sustu susacak. Sakın susturmayalım. Kosova'ya ve bölge insanlarına 40 yıldır büyük hizmetler vermiş olan bu radyoyu susturmayalım. Bu radyonun, yürekleri Türkiye sevgisi ile dolu yüz binlerce insana bu sevgiyi yaşattığını unutmayalım. Onlara, güzel Türkiye'mizin havasını, müziğini, sesini taşıdığını unutmayalım. Onların Türkiye hasretlerini dindirmeye çalıştığını unutmayalım. Tekrar söylüyorum. Bu sesi susturmayalım. Bu görev hepimizin…
okumak için tıklayın.
|
|
|
|
|
Yangının sorumlusu kimse, açıklansın
-Güneş Gazetesi
|
Bakalım Van’da, şu 8 tır dolusu tonlarca yardım malzemelerinin bulunduğu depodaki yangının nedeni, nasıl açıklanacak? Çok merak ediyorum. Gerçekten çok merak ediyorum. Yurdumuzun her köşesinden binlerce kişinin içi sızlayarak yüreğinden kopup gönderdiği o yardım malzemelerinin yanmasına sebep olan her kim veya kimlerse çok merak ediyorum. Bu sorumsuz, bu yüreği sızlamayan insanları çok merak ediyorum. Deprem bölgesindeki insanlarımız, soğukta tir tir titrerken binlerce battaniyenin, binlerce yorganın yanmasına sebep olanları çok merak ediyorum.
ESKİ GÖRÜNTÜ DEĞİL
Belki açıklanır diye, özellikle, bu güne kadar bekledim. Bu yürek yakan yangının sebebi, sanki doğal ve basit bir sebepmiş gibi, elektrik kontağı denilip geçilemez. Hem gerçek sebep hem de bu rezaletin sorumluları millete tek tek açıklanmalıdır. Açıklanacaktır. Anlayamadığım, aklımın almadığı bir şey daha var. Televizyonlarda hemen her akşam “Bunlar eski görüntüler” demek mümkün olmayan canlı yayınlarla izliyoruz. Hala yüzlerce aile açıkta. Hala çocuklar yırtık pırtık ayakkabılarla dolaşıyor. Hala vatandaşlar dondurucu soğukta titreşiyorlar.
Peki bu yardım malzemeleriyle dolu depoda neler var. Binlerce battaniye, binlerce halı ve yine binlerce elbise, yün hırka, palto, mont, atkı, ayakkabı ve akla gelmeyecek bir çok ürün. Hepsi kül oldu gitti. Tam 8 tır dolusu yardım malzemesi kül oldu. Yüreğim sızlıyor. Bu yardım malzemelerini Karayolları 11’inci Bölge Müdürlüğü’ne ait bu depoya kim koymuş? Van Valiliği Afet ve Acil Durum Müdürlüğü. Sonra bilinmeyen bir nedenle yangın çıkıyor. Yardım malzemelerini bu depoya koyan Afet ve Acil Yardım Müdürlüğü, o depoyu kontrol etmemiş mi?
KAPANIP GİTMESİN
Van Valisi Münir Karaloğlu, yangının çıktığı depolarda yol yapımında kullanılan boya ve tiner malzemesi bulunduğunu ve bunların yangını büyüttüğünü söylüyor. O zaman çoğu yurt dışından gelmiş tonlarca yardımı neden oraya koydunuz? Neden sık sık denetlemediniz? Biz, yüreğimizi yakan olayların sorumlularından hızla hesap sormadıkça, bu kahreden olayların sonunu alamayacağız sevgili okuyucularım. Yazık oluyor. Yapan yaptığı ile kalıyor. Kime ne zarar veriyorsa, o zararın hesabı sorulmuyor. Şimdi göreceksiniz “Elektrik kontağındanmış” diye basit bir açıklama yapılarak bu dosya da kapanıp gidecek…
okumak için tıklayın.
|
|
|
|